17 Ocak 2018 Çarşamba

Adı: Aylin - Ayşe Kulin

KİTABIN KONUSU : 
Bu kitap, kökleri Giritli Deli Mustafa Naili Paşaya kadar uzanan bir ailenin kızı olan Aylin DEVRİMEL ‘in fırtınalı yaşamının öyküsüdür.

KİTABIN ÖZETİ : 
Lise yıllarında uzun boylu ve sıka bir kız olan Aylin zamanla güzelleşmiş ve bir gün Esma teyzesinin daveti üzerine Paris’te bir otelde buluşurlar otelde prens olduğu söylenen bir Arap’la tanışır ve bu tanışmanın sonunda prensle görkemli bir yaşantı için evlenir Prenses olur. Ancak her şey düşündüğü gibi gitmez Prens Senusi doğu kültürü ile yetiştiği için batı kültürü ile yetişen Aylin’e ters gelmekte zamanla Aylin’in özgürlüğü kısıtlanmaktaydı evliliğe başladığı gibi sakin değil büyük bir kaçışla son buldu; yaz sonunda Aylin, ablası Nilüferle Cenevre ye gider.

Yaşamanın ideali olan tıp okumaya karar verir ve büyük uğraşlar vererek Neuchatel Üniversitesine kayıt yaptırır. Okulun ilk yıllarında hayatında çok büyük değişiklikler yaparak, ihtişamlı hayatından sıyrılarak sade bir öğrenci olur. Tek hedefi olan tıp fakültesini bitirmek için çok çalıştı daha sonra fizik ve kimya derslerinde yardımcı olan Jean-Pierre ile evlendi. İki öğrencinin bu evliliği zaman içinde Aylin’in dış görüntüsünde olduğu kadar iç dünyasını da değiştirecektir.

Aylin Jean-Pierre ile birlikte yaşadığı günlerde tıp ilmi ile yakından tanışıp ufkunun penceresini o zamana kadar hiç bilmediği yepyeni bir dünyayı ardına kadar açacak peşinden koştuğu gerçek zenginliğin dış dünyanın görkemli vitrinlerinde değil de insanlığın iç aleminde bulunduğunu öğrenecekti. Okul sonunda Jean-Pierre Nos Alamus’taki nükleer araştırma merkezinden geri çeviremeyeceği bir teklif aldı. Aylin de New Rachel Hospital Medical Center’dan teklif aldı ; onların birbirlerine karşı olan sorumlulukları artık bitiyor müşterek hayatları bir yol ayrımına giriyordu. Ellerinde bu evlilikten altı yıllık sağlam bir dayanışma ve derin dostluk duyguları ile dopdolu gençlik anıları kaldı sadece.

Aylin çok ciddiye aldığı bu işine büyük bir heyecanla başladı. New Rachel’de tanıştığı Afganistanlı genç meslektaşı Azim’in karısı 11 yaşından beri arkadaşı olan Zeynep TARZI çıktı. Aylin, Zeynep ve Azim ile gittiği Afgan sefahati kokteylinde Paswak adındaki Birleşmiş Milletlerin Afgan esiri ile tanışır. Paswak evli olmasına rağmen Aylin ile arasında duygusal bir bağ oluşmuştu. Aylin o yılı aklı beş karış havada geçirdi. Bütün vakitlerini beraber geçiriyorlardı. Paswak bu yüzden önce Wall Dame’nin Birleşmiş Milletler genel sekreterliğine daha sonra 1974 yılında Hindistan sefirliğine tayini çıkmıştı.

Aylin kaderin ağlarını onlar için giderek daha çileli iplerle örmekte olduğunu nihayet görmeye başladı; ya sevdiği adamı peşinde dünyayı adım adım dolaşacak ya da mesleğini ön plana alacaktı. Tam meslek uğruna değmez derken Hastanede Psikiyatri bölümü şefliğine terfi etti. Sonunda Aylin’in sağduyusu aşkına galip geldi. Aylin gönlü yaralı bar kuşunu çok kısa bir süre oynadı sonra toparlandı ve işinin başına döndü. Arkadaşı Azim’in vasıtası ile kendi meslektaşı olan Michel RAMODİSLİ ile tanıştı.

Michel’i çok etkileyici bulmadığı halde evliliğe giden ilk adımları Michel’in evinde attılar. Daha sonra Aylin bu evlilikten deliler gibi çocuk istemeye başladı. Aylin’in bu isteğine karşılık Michel dinine ve geleneklerine çok bağlı olduğunu doğacak çocuğun Yahudi kültürüne göre yetiştirilebileceğini söyledi fakat Aylin bunu bile sorun etmedi dinini değiştirmeyi göze aldı. Aylin’e göre insanları dinlerine, ırklarına ve dillerine göre ayırmak çok saçma idi ona göre insan, insan olduğu için çok değerli idi onun insan sevgisini bir din veya ırk engelleyemezdi Aylin çocuk yapma isteğinden 6 düşük yaptıktan sonra vazgeçecekti.

Aylin meslektaş olduğu Michel ile her an beraberdi işyerleri bir, evleri bir kısacası bütün zamanları birlikte geçiyordu belli bir süre sonra birbirleri ile bu kadar çok birlikte olmaları Aylin’i çok sıkmıştı gün geçtikçe birbirlerinden kopuyorlardı ve bir gün Aylin kocasına haftanın belirli günlerinde birbirlerine izin vermelerini bugünlerde değişik insanlar ile çıkabileceklerini bunu sonucunda diğer insanlarda görecekleri eksiklikleri kendilerinde tanımlayıp birbirlerine ölümsüz sevgi ile bağlanacaklardı.

Fakat düşünülen olmadı Aylin yurt dışında olduğu günlerden birinde Michel bir arkadaşının evinde Barbara adında bir bayanla tanıştı ve bu tanışma evliliklerinin sonunu getirdi. Aylin sıkıntılı bir zamanında vardığı karar sonucunda kocasını kaybettiği için hem üzgün hem de suçluluk duygusu içerisindeydi. Bu sıkıntı ve üzüntü uzun sürmedi her şeyi bir kenara bırakıp mesleğinde ilerledi fakat bu ilerleme bile onu tatmin etmedi. Bir süre sonra Amerikan ordusuna katılarak Körfez savaşında ruf sağlığı bozulan hastaları tedavi eden doktor olmayı düşündü bu nedenle Oklahoma’ya körfez savaşında zarar görmüş askerleri tedaviye gitti.

Aylin Üniformasını ilk kez 1992’nin soğuk bir Ocak gününde giydi. 9 Kasım 1992’de ordunun fiziksel aktiviteler sınavını yüksek bir puana kazanarak başarı sertifikası aldı. Aylin ordudaki görevinde yine işine devam ediyor, hastalarına çare bulmaya çalışıyordu bir gün kendisine yeni bir hasta verildi bu kez hasta körfez savaşından sonra geldiği sivil hayata uyum sağlayamıyordu. Bunun sonucunda hiçbir suçu olmayan bir çok sivili katletmişti.

Aylin bu hastası üzerinde çalışırken Amerikan ordusunun askerlerini cesaretlendirmesi için verdiği ilaçların yan etkisi sonucu hastanın bu duruma geldiğini saptadı ve bu sonucu tez bir halde askeri yetkililere bildirdi. Aylin’in verdiği bu sonucu askeri yetkililer daha önceden bildiğinden Aylin’in bu olayın üstüne gitmemesini istediler ve onu uyardılar Aylin bu sessizliği sindiremeyerek sözleşmesinin bitmesinin ardından Albay rütbesindeyken ordudan ayrıldı.

Ordudan ayrılmasından sonra 19 Ocak 1995 Perşembe günü evinin bahçesinde o sabah evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından kendi arabasının altında ölü bulundu. Zengin, ünlü ve saygın insanların yaşadığı mahallede yerel polis ve yerel yöneticiler mahallenin adını polisiye bir olaya karıştırmamak için dosyayı apar topar denebilecek bir hızla kapattılar teşhis ise “Freak Accident” yani Garip bir kaza idi.

“... Yükseltilmiş sahnede kapağı açık maun bir tabut duruyordu uzun bir sıra oluşturan insanlar tabutta yatan albay üniformalı Amerikan subayını selamlayıp içlerinden dua veya veda ederek tabutun başından ayrılınca yanan yürekleriyle gelip salondaki koltuklarda yerlerini alıyorlardı. Herkes etrafa hakim olan ordu düzeninin saygınlığını kutsar gibi sessizce ağlıyordu ... Katafalkın üstünde dört bir yanı rengarenk çiçeklerle donanmış tabutta yatan kişi, bir askerden çok, oraya bir film çekimi için öylece uzanıvermiş bir Hollywood yıldızını andırıyordu. Bu albay üniformalı Amerikan subayı bir Türk kadınıydı.

KİTABIN ANA FİKRİ: 
Bir insanın azimle çalışınca başaramayacağı hiçbir şey yoktur.

KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Aylin,genç,güzel,çalışkan ve azimli bir Türk kızı.Hedeflerine ulaşmak için her türlü fedakarlığı göze alıyor.
Michel,yakışıklı,dürüst aynı zamanda da Aylin’in meslaktaşıdır.Aylin ile evlenir.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER : 
Yazar,Aylin’in başarılarla dolu hayatını oldukça açık bir dille ve gayet akıcı bir üslupla anlatmıştır.Okunmaya değer bir kitaptır.

YAZAR HAKKINDA BİLGİ :
AYŞE KULİN
Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı. Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınlandı. Bu kitaptaki "Gülizar" adlı öyküyü, Kırık Bebek adı ile senaryolaştırıldı ve bu sinema filmi 1986 yılının Kültür Bakanlığı Ödülü’nü kazandı. 1986’da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği’nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü kazandı.

1996 yılında Münir Nureddin Selçuk’un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adıl öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü’nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Fait Hikâye Armağa’nı kazandı. 1997’de yayınlanan Adı; Aylin adlı biyografik romanı ile, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. 1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 1999’da İletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000’de yine bir biyografik  roman olan Füreya yayınlandı.

KİTAPLARI;
* Güneşe Dön Yüzünü (1984) 
* Bir Tatlı Huzur (1996)
* Adı; Aylin (1997)
* Geniş Zamanlar (1998)
* Sevdalinka (1999)
* Füreya (2000)

Bir Adam Yaratmak - Necip Fazıl Kısakürek

Eser ilk olarak 1937-1938 kışında İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda temsil edilmiştir.

Olay meçhul bir tarihte İstanbul'da geçer.

"Husrev - Bir adam yaratmağa kalkıştım. Ona bir surat ve kader bulmak... Nerede bulayım? Kendimi buldum. Suratsız ve kadersiz adam şahlandı. Zincirini kırdı. Elimden kaçtı. Ben insanım. Beni arkamdan vurdu. Suratsız ve kadersiz adam benim suratımı takındı. Kalıbımı giyindi. Kaderimin içine yattı. (Bir an sükut) Benim de kaderim buymuş."

Acımak - Reşat Nuri Güntekin

KİTABIN KONUSU:
Küçük yaşta gördüğü kötü muamelelerden dolayı acıma duygusu olmayan bir öğretmeni anlatıyor.

KİTABIN ÖZETİ:
Zehra adında bir öğretmen çok acımasız bir karaktere sahipti.Öğrencilerine her zaman kötü davranıyordu. Bir gün babasının öldüğünü duydu.Babasının evine gitti. Fakat hiçbir şekilde üzülmüyordu. Babasını yanına gitmeden başka bir odaya geçti. Odada bulunan sandıktan babasının hatıra defterini buldu.Bu hatıra defterini okudukça babasına haksızlık ettiğini anlamaya başladı.Acıma duygusu olmayan Zehra öğretmen babasının geçmişte bulunduğu duruma acımaya başlamıştı. Annesinin babasına karşı haksızlık yaptığını anladı.Büyük bir üzüntüyle odadan çıkarak babasının bulunduğu odaya gider. Ve onun yüzüne örtülü olan çarşafı kaldırarak onu öper. Daha sonra Zehra öğretmen okuluna geri döner ve bir süre sonra orada evlenir.

KİTABIN ANA FİKRİ:
Geçmişte yaşanan acı olaylar insan yaşamının  diğer bölümlerinde sürekli etkili olur.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN ÖZELLİKLERİ:
Zehra Hanım : Acımak nedir bilmeyen dik başlı, çatık kaşlı, asabi bir insandır.
Tevfik Bey : Zehra Hanım için elinden gelen herşeyi yapmak isteyen fedakar ve iyi bir insandır.
Mürşit Efendi : Zehra Hanım’ın babası. İyiliklerden yana ve fedakâr bir insandır.
Müşerref : Mürşit Efendi’nin karısı. Oldukça bencil ve para düşkünüdür.
Feriha : Mürşit Efendi’nin kızıdır.Veremden öldü.
Kayınvalide : Aşırı tutkuları olan ve bencil bir yaratılışa sahiptir.

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap klasik bir Türk romanıdır; fakat bu romanda anlatılan olay oldukça akıcı ve gerçekçi dille anlatılmıştır. Dili sadedir, anlaşılması kolaydır ve tasvirler çok yerinde kullanılmıştır.

YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’ da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’ da öldü. İstanbul’ da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülü.

ROMANLARI;                    
* Gizli El (1922),
* Çalıkuşu (1922),
* Damga (1924),
* Dudaktan Kalbe (1925),
* Akşam Güneşi (1926),
* Bir Kadın Düşmanı (1927),
* Yeşil Gece (1928),
* Acımak (1928),
* Yaprak Dökümü (1930),
* Kızılcık Dalları (1932),
* Gökyüzü (1935),
* Eski Hastalık (1938),
* Ateş Gecesi (1942),
* Değirmen (1944),
* Miskinler Tekkesi (1946),
* Harabelerin Çiçeği (1953),
* Kavak Yelleri (1950),
* Son Sığınak (1961),
* Kan Davası (1955).
HİKAYE KİTAPLARI;
* Tanrı Misafiri (1927),
* Sönmüş Yıldızlar (1927),
* Leyla ile Mecnun (1928),
* Olağan İşler (1930).

Beşinci Mevsim - Abdurrahim Karakoç

Beşinci Mevsim

Düştü canevime dördüncü cemre
Dünyayı üçüncü gözümle gördüm
Dörtyüz seksenbeş gün çekti bir sene
Onaltıncı aya takvimsiz girdim

Aynalara baktım korku gösterdi
Saatler her sabah kırkı gösterdi
Namlular, nişanlar Türk'ü gösterdi
Hayatım boyunca hedefte durdum

Gül sundum yediler, koklamadılar
Armağan can verdim saklamadılar
Gittim... gelir diye beklemediler
Kaybolan gölgemi yollara sordum

Getirdim yanıma ay'ı bir karış
Ölçtüm ki dağların boyu bir karış
Şehiri bir adım, köyü bir karış
Damlada denizdir en küçük derdim

Savurdum, eledim, seçtim zamanı
Yaprak yaprak, tel tel açtım zamanı
Haftada üç asır geçtim zamanı
Nereye gittimse zamansız vardım

Yırtıldı ruhlara çizdiğim resim
Yazık, kulaklara sığmadı sesim
Yaşadığım şimdi beşinci mevsim
Çağın çilesini sırtıma sardım 

Bereketli Topraklar Üzerinde - Orhan Kemal

Bu kitap, kendi bilgi ve görgülerim dışında, bir lokma ekmek için kötü iş şartları içinde zehir gibi bir hayatı yaşayanlardan derlenmiş malzemeyle meydana gelmiştir. Yayımlanmadan önce, çeşitli ırgat, usta, usta yardımcısını toplayarak bir gece sabaha kadar okudum onlara. Dinlediler. 'Pardon,' dediler, 'bu bu kadar olur. Bütün anlattıkların doğru. Eksik bile. Çukurova'nın bereketli topraklarında öyle işler olur ki, aklın durur. Sana anlatsak, bir değil beş roman çıkarırsın...'"

Orhan Kemal'in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz bırakır, okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve iyimserliği yeniden kazanmamız için yol gösterir bize. Edebiyatımızın en değerli ustalarından biri olan Orhan Kemal'in kitaplarını yayımlamaktan onur duyuyoruz.

(Tanıtım Bülteninden)

Benerci Kendini Niçin Öldürdü? – Nazım Hikmet

“Boş gecelerini değil,/boydan boya ömrünü ver inkılaba…” diye perçinler Nâzım Hikmet, ‘Benerci Kendini Niçin Öldürdü’de, ‘güneşli günler göreceğine’ dair olan inancını. Şairin, İngiliz sömürgesi altındaki Hindistan’da ‘tam bağımsızlık’ uğruna, tüm yaşamını özgürlük mücadelesine adayan Benerci adlı bir Hintli kahramanın öyküsünün eşliğinde, ‘ihanet’, ‘sadakat’ ve ‘inanç’ kavramlarını kurcaladığı Nâzım Hikmet’in Benerci Kendini Niçin Öldürdü? adlı uzun şiiri 1932 yılında yayımlanmıştır. (Şehnaz Pak, Radikal Gazetesi, 28/03/2002)

Benerci Kendini Niçin Öldürdü’nün yayımlanacağı günlerde Nazım Hikmet, kendisiyle yapılan ve Çığ dergisinde ( 1 Ekim 1931) yayınlanan bir konuşmada şunları söylemiştir:
– Yeni bir kitabınız çıkıyormuş. Kitabın ismi nedir? Büyüklüğü nedir? Muhtevası nedir?
– Evet, yeni bir kitabım çıkmak üzere. İsmi: Benerci kendini Niçin Öldürdü?. Büyüklüğü, zannedersem 110 sahife olacak. Bu, bir romandır. Yalnız, biraz benim anladığım manada bir roman.
– Yani nasıl?
– Bu sualinize cevap verecek değilim. Eğer bu kitapta, benim anladığım manada biraz olsun yapabildiysem, siz de kitabı okur anlarsınız. Eğer yapamadıysam, burada boşu boşuna nazariye yürütmekte mana yok.
– Romanınızın tezi var mıdır? Varsa nedir?
– Benim kanaatime göre; tezi olmayan, yüzde yüz tezsiz roman, hikaye, hatta şiir, muayyen bir manada yoktur. Yalnız bazı yazıcılar, eserlerinin tezini, kendileri de farkına varmadan, ınsıyakı bir surette yaparlar, hatta müdafaa ederler.. Maruf tabiriyle, en saf bir aşk ve ölüm şiiri bile; muayyen bir inkişaf merhalesinde bulunan muayyen bir cemiyetin, muayyen bir içtimai muhitinde yaşıyan muayyen bir şairinde aşkın ve ölümün ifadesidir. Tabii bu, ana hattında böyledir.
Benim romana gelince.. Ben işlerimi mümkün mertebe az insiyak, çok şuurla yapmasını severim. Romanım tezlidir. Tezi şudur: Mefkureci olanlar, ne zaman, nasıl, hangi şartlarda kendi kendilerini öldürmek hakkını haizdirler?
Roman Hindistan’da geçer. Kahramanları; Hintlilerin hakiki kurtuluşu ve Hindistan’ın hakiki istiklali için, Britanya emperyalizmine ve Gandiciliğe karşı mücadele eden inkilapçılardır.”

Bütün Öyküleri - Yusuf Atılgan

Yalnızlık, özgürlük, iletişimsizlik, bunaltı gibi temaları modern anlatının kuralları içinde samimi bir dille ve destansı bir boyutta işleyen Yusuf Atılgan, Bodur Minareden Öte ile Türk öykücülüğünün ustaları arasındaki yerini almıştı. Atılgan, bu kitaptan sonra iki masal (Korkut'a Masal", "Ceren'e Masal") ve iki öykü ("Ağaç", "Eylemci" yazdı. Üçüncü baskısı Eylemci adıyla yayımlanan Bodur Mimareden Öte ve masal kitabı ekmek Elden Süt Memeden elinizdeki bu kitapta bir araya getirildi. Böylece Yusuf Atılgan'ın öykü ve masalları tek ciltte toplanmış oldu. Ekmek Elden Süt Memeden için "1970 yılı gözünde yazılmış bu iki masal çocukları olduğu kadar büyükleri de ilgilendirir sanırım. İkinsinde de ninemin anlattığı masalların öğelerinden yararlandım" diyen Yusuf Atılgan, halk edebiyatı formlarını kendine özgü bir ustalıkla modern bir anlatıma dönüştüürüyor. İnsan ruhunun dehlizlerinden kotarılmış öyküler ve masal gibi iki masal...