B- Türk Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
B- Türk Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2018 Cuma

Binboğalar Efsanesi - Yaşar Kemal

ESERİN ADI: BİNBOĞALAR EFSANESİ
YAZARI: YAŞAR KEMAL

Eser İncelemesi:
Kısa Özeti:
Binboğalarda yani Toroslarda Aladağ'ın koyağında Yörük obası, uzun süre yerleşecek bir yer bulamaz. Karaçullu obası, nereye gitse oranın sahiplenilmiş olduğunu görür. Yerleşmek istedikleri yerlerde ayakbastı parası istenir: para vermediklerinde kendilerine zulmedilir. 

Bazen göçebe kabilenin güzel kızlarına talip olduklarında anlara kalacak yer gösterirler. Karaçullu obasından Ceren'e de Oktay adlı bir ağa çocuğu âşık olur. Ceren, Oktay Bey'le evlenmeye karar verirse oba sürünmekten kurtulacaktır. Ancak Ceren'in gönlü Halil'dedir. 

Ceren, Oktay Bey'in aşkına karşılık vermez. Karaçullu obası için bu son çözüm yolu da gerçekleşmez ve dağılış süreci başlar. Binboğalar Efsanesi, yüzyıllarca yerleşik düzene geçmemek için direnen Türkmenlerin romanıdır. Roman, Hıdırellez şenliklerinde, göçerlerin kış için sığınacak toprak bulma dilekleri ile başlar. Ancak kış onlar için bir tükeniş öyküsüne dönüşür. Roman, Yörüklerin yok oluşuna yakılmış bir ağıttır.

Ayrıntılı Özeti:

1876’da Türkmenle Osmanlı arasında Çukurova’da bir savaş oldu. Osmanlı Türkmeni yerleştirmek, toprağa çekmek, ondan vergi almak, onu asker etmek istiyordu. Türkmense buna karşı koyuyordu. Dövüş beter oldu, bu dövüşte Türkmen yenildi ve iskan edildi. O gün bugündür bu yenilginin acısı, iskanın kepazeliği hiçbir Türkmenin yüreğinden çıkmaz.

Savaşta yenilmelerine, zorla iskan edilmelerine, sürülmelerine karşın Türkmenin hepsi buna boyun eğmedi iskandan sürgünden kaçanlar gene eski yaşamlarını, konup göçmeyi sürdürdüler. Ama gittikçe Yörüklük zorlaşaral bugünlere geldi, hele bugünlerde çekilmez bir hal aldı. Toroslar’da Aladağ’ın kayağında Yörük Karaçullu Obası, uzun yıllardır Çukurova’da temelli yerleşecek bir toprak parçası bulamamıştır ve Çukurova Türkmenin, yörüğün, Aydınlın yörüğün yaylağıdır. Yörükleri ne bu kışlaktan,ne bu yaylaktan kolay kolay ayıramazsın, ölürler.

Beşi altı Mayısa bağlayan gece bir Ayin-i Cem düzenlenir. Bu gece Hidrallez gecesidir. Denizlerin ermişi İlyas’la karaların ermişi Hızır buluşacaklardır. Dünya kurulduğundan bu yana bu iki ermiş her yıl, yılın bu gecesinde buluşurlar. Eğer bir yıl buluşmayacak olsalar, denizler deniz, topraklar toprak olmaktan çıkar. Eğer onlar buluşmazlarsa; kıyametin habercileri Hızır’la İlyas olacaktır. 

Hızır’la İlyas’ın buluştuğu an bir mağrıptan, biri maşrıktan iki yıldız doğar, yıldızlar Hızır’la İlyas’ın buluştuğu yerin üstüne kayarak gelirler, tam Hızır’la İlyas birbirlerinin elini tutarken onlar da birleşirler, tek bir yıldız olurlar.Hızır’la İlyas’ın üstüne ışık olup sağılırlar. Hızır’la İlyas’ın el ele tutuştuğu, yıldızların gökte birleştiği an dünyada her şey durur. Dünya bir an için ölür. Sonra her şey birden uyanır. 

Dehşet bir yaşam patlar. İşte bu gece sabaha kadar insanlar birleşen yıldızları görmek için tepelere, dağ başlarına çıkarlar. Kim ki gökyüzünde yıldızların birleştiğini görür o anda ne isterse olur, işte yine bir Hidrallez gecesinde bütün oba, Aladağ’da yaylak, Çukurova’da kışlak dileğinde bulunacaktır ama o gece obalılar verdikleri sözün hilafına, gizlice kişisel dilekte bulunurlar.

Ermiş olarak gördükleri Demirci Haydar Usta’da on iki yaşındaki torunu Keremle birlikte kayağın yamacında iki yıldızın birleşmesini izlemeye koyulur. Bu arada Haydar Usta torununa sen daha tertemiz melek gibisin diyerek, mutlaka sana görünür. Aladağ’da yaylak, Çukurova’da kışlak isteyeceksin der. 

O gece Haydar Usta’nın artık uykusu gelip gözleri kapandığı sırada gökten iki yıldız kopup hızla birbirlerine doğru gelirler. Kerem de bütün oba gibi Çukurova’da kışlağı ben napayım diyerek, bir şahin dileğinde bulurunur. Obanın Çukurova’da kışlak bulması imkansızdır. Her yer zamanında paylaşılmış. Kimse Yörükleri Çukurova’da istememekte düşman gözüyle bakmaktadır. 

Obanın atık iki umudu kalmıştır. Biri Yörüklerin en güzel kızı Ceren’dir. Hasan Ağa’nın oğlu yangındır Ceren’e ve Hasan Ağa’nın da yüz bin dönümden fazla toprağı vardır. Hasan Ağa’nın oğlu Yörüklere, eğer Ceren’i bana verirseniz bende size çiftliğin bir köşesinde yer veririm; köy kurarsınız demektedir fakat Ceren, Oktay Bey’le evlenmek istemez. Onun gönlü Halil’dedir. Bütün oba Ceren’i Oktay Bey’le evlendirebilmek için yediden yetmişe çalışırla ama nafile.

Diğer şansları da Demirciler Ocağı Piri Haydar Ustanın 3 yılda gece gündüz demeden yaptığı altın işlemeli kılıçtır. Zamanında Rüstem Usta bir kılıç yapıyor on beş yıl çalışıp kılıcını padişaha götürüyor. Rüstem usta kökten sürme, ocaktan yeşerme değil, daldan eğme, çıraklıktan gelme. Padişah bakıyor kılıca, hayran kalıyor dile benden ne dilersen Rüstem Usta diyor. 

Rüstem Ustadır dize gelip senin canının sağlığını dilerim padişahım diyor. Padişah, benim canımın sağlığından sana ne fayda dile benden ne dilersen. Rüstem Ustadır, padişahım diyor, bize kışlak gerek, yerliler bizi perişan ediyor. Padişahtır, bir ferman haykırıyor yürü git Aydın ilini senin obana verdim diyor.

Haydar Usta, büyük bir umutla Adana’ya gider önce ramazanoğullarına sonra bütün büyük ağaların kapısını çalar, kimi Haydar Usta’yla görüşmek istemez, kimi de Haydar Usta’nın cebine iki kuruş koyup onu yollamaya kalkar. Haydar Usta’nın artık umutları iyice körelmektedir en son çare İsmet Paşa’nın kapısını çalar, dışarı çıktığı sırada İsmet Paşa’nın yanına giderek Türkmen yörüğünün yaşadıklarını hararetli hararetli anlatır ve kılıcını gösterir. 

İsmet Paşa kılıca bakar ve güzel bir kılıç deyip yoluna devam eder. Son olayda birlikte Haydar Usta’nın Çukurova’ya vardığında da bütün obanın umutları tükenir. Yörükler zaman içinde Çukurova’nın zorlu şartlarında azalır azalır ve tükenirler. Binboğalar Efsanesi bir kültürün bitişinin hikayesidir.

Roman Karakterleri Hakkında Bilgi:

HAYDAR USTA : Demirciler ocağı piri, horasan erenlerinden bakır kızılı uzun sakallı, çakmak gözlü bir adamdır. Yörüğün en temiz kalplisi olduğundan, oba tarafından ermiş olarak görülür.
CEREN : Yörüğün bugüne kadar ki en güzel kızı, dünyalar güzeli, uzun boylu, yanık tenli, büyük ela gözlü bir kızdır.
KEREM : Haydar Usta’nın torunudur ve Hıdrallez gecesinde Çukurova’da kışlak yerine, şahin istediği için hep pişmanlık duyar.
HALİL : Ceren’in sevgilisi, Jandarmadan kaçtığı için bir türlü Cerenine konuşamaz en sonunda çatışmada vurularak ölür.
OKTAY BEY : Zengin bir ağa oğludur. Ceren’e aşıktır ama Ceren’in gözü Halil’den başkasını görmez. Ceren’i elde edebilmek için bütün obaya kışlak sözü verir ama oba bile Ceren’i ikna edemez. Oktay Bey Ceren’in aşkıyla obanın peşinde sürünür.
SÜLEYMAN KAHYA : Obanın başı, kahyasıdır. Etine dolgun orta boylu, kır sakallı, şayak şalvar giyip, şalvarın üstüne dizine kadar nakışlı çorap çeken, yeşil gözlü hep gülen bir kişidir.

Romanın Ana Fikri:

Anadolu’da göçebeliğin bitişini anlatan Binboğalar efsanesi yüzyıllarca toprağa yerleşmek için direnen, ferman dinlemeyen, Yörüklerin değişen toplumsal koşullar karşısında ortada kalmasını ve bu sefer de bir yere yerleşebilmek için savaşmaları gerektiğini fakat bu savaşta başarısız olup yavaş yavaş tükendiklerimi ve göçebeyken bir toprak parçası edinip yerleşmek istememelerinin pişmanlığıyla yok olan ama bu yok oluş sırasında bile Hıdrallez gecesinde bir dilek diledikleri zaman bütün obanın Çukurova’da kışlak yerine kişisel dileklerde bulunmasının çarpıcılığı.

Romanın Ayrıntılı İncelemesi:
OLAY BAKIMINDAN GERÇEĞE UYGUNLUK

Binboğalar efsanesi gerçek çizgisinden ayrılmıyor, çok gerçekçi ve heyecan verici bir hikaye Anadolu gerçeği birebir anlatılıyor.

ŞAHISLAR BAKIMINDAN HAYATA UYGUNLUK

Şahıslarda hem konuşma üslupları ve kıyafetleriyle hem de düşünce tarzıyla tamamen Anadolu Yörüğünün geçiş dönemindeki halini yansıtıyor.

DİL VE ÜSLUP BAKIMINDAN

Yaşar Kemal’in görkemli, şiirsel aynı zamanda modern anlatım tarzı sonsuz sürükleyici, epik gücü, eleştirisi gerçekten ayrılmayan masal unsuru da çok etkili Dili zengin ve dinamik çizdiği sahneler çok güçlü.

YER VE ZAMAN BAKIMINDAN

Adana yöresinden olan Yaşar Kemal’in diğer romanları gibi Binboğalar Efsanesi de Çukurova’da geçiyor. Bugün Türkiye’nin en zengin tarım alanı olan, pamuk tarlalarının göz alabildiğine uzayıp gittiği Çukurova, 19. Yüzyılın başlarında bataklıklarla kaplıydı çevredeki dağlar ise toprak isteyen göçebe Yörük ve Türkmenlerle doluydu. Binboğalar Efsanesi’nde 19. yüzyıldaki Çukurova’nın bu halini anlatıyor.

ÇIKARILAN SONUÇ NEDİR?

Anadolu Yörüğü’nün göçebe yaşamak için direndiğinin ama değişen toplumsal koşullarla beraber artık göçecek toprak parçası bulamamalarıyla Çukurova’da kışlak edinmedikleri için duydukları pişmanlıkla yitip giden bir kültür. Bu kadar zor durumdayken bile obanın Hıdrallez şenliklerinde Çukurova’da kışlak yerine , kişisel dileklerde bulunmaları. İnsanların kendi çıkarlarını, toplumsal çıkarlardan daha önemli görmesi.

17 Ocak 2018 Çarşamba

Bir Adam Yaratmak - Necip Fazıl Kısakürek

Eser ilk olarak 1937-1938 kışında İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda temsil edilmiştir.

Olay meçhul bir tarihte İstanbul'da geçer.

"Husrev - Bir adam yaratmağa kalkıştım. Ona bir surat ve kader bulmak... Nerede bulayım? Kendimi buldum. Suratsız ve kadersiz adam şahlandı. Zincirini kırdı. Elimden kaçtı. Ben insanım. Beni arkamdan vurdu. Suratsız ve kadersiz adam benim suratımı takındı. Kalıbımı giyindi. Kaderimin içine yattı. (Bir an sükut) Benim de kaderim buymuş."

Beşinci Mevsim - Abdurrahim Karakoç

Beşinci Mevsim

Düştü canevime dördüncü cemre
Dünyayı üçüncü gözümle gördüm
Dörtyüz seksenbeş gün çekti bir sene
Onaltıncı aya takvimsiz girdim

Aynalara baktım korku gösterdi
Saatler her sabah kırkı gösterdi
Namlular, nişanlar Türk'ü gösterdi
Hayatım boyunca hedefte durdum

Gül sundum yediler, koklamadılar
Armağan can verdim saklamadılar
Gittim... gelir diye beklemediler
Kaybolan gölgemi yollara sordum

Getirdim yanıma ay'ı bir karış
Ölçtüm ki dağların boyu bir karış
Şehiri bir adım, köyü bir karış
Damlada denizdir en küçük derdim

Savurdum, eledim, seçtim zamanı
Yaprak yaprak, tel tel açtım zamanı
Haftada üç asır geçtim zamanı
Nereye gittimse zamansız vardım

Yırtıldı ruhlara çizdiğim resim
Yazık, kulaklara sığmadı sesim
Yaşadığım şimdi beşinci mevsim
Çağın çilesini sırtıma sardım 

Bereketli Topraklar Üzerinde - Orhan Kemal

Bu kitap, kendi bilgi ve görgülerim dışında, bir lokma ekmek için kötü iş şartları içinde zehir gibi bir hayatı yaşayanlardan derlenmiş malzemeyle meydana gelmiştir. Yayımlanmadan önce, çeşitli ırgat, usta, usta yardımcısını toplayarak bir gece sabaha kadar okudum onlara. Dinlediler. 'Pardon,' dediler, 'bu bu kadar olur. Bütün anlattıkların doğru. Eksik bile. Çukurova'nın bereketli topraklarında öyle işler olur ki, aklın durur. Sana anlatsak, bir değil beş roman çıkarırsın...'"

Orhan Kemal'in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz bırakır, okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve iyimserliği yeniden kazanmamız için yol gösterir bize. Edebiyatımızın en değerli ustalarından biri olan Orhan Kemal'in kitaplarını yayımlamaktan onur duyuyoruz.

(Tanıtım Bülteninden)

Benerci Kendini Niçin Öldürdü? – Nazım Hikmet

“Boş gecelerini değil,/boydan boya ömrünü ver inkılaba…” diye perçinler Nâzım Hikmet, ‘Benerci Kendini Niçin Öldürdü’de, ‘güneşli günler göreceğine’ dair olan inancını. Şairin, İngiliz sömürgesi altındaki Hindistan’da ‘tam bağımsızlık’ uğruna, tüm yaşamını özgürlük mücadelesine adayan Benerci adlı bir Hintli kahramanın öyküsünün eşliğinde, ‘ihanet’, ‘sadakat’ ve ‘inanç’ kavramlarını kurcaladığı Nâzım Hikmet’in Benerci Kendini Niçin Öldürdü? adlı uzun şiiri 1932 yılında yayımlanmıştır. (Şehnaz Pak, Radikal Gazetesi, 28/03/2002)

Benerci Kendini Niçin Öldürdü’nün yayımlanacağı günlerde Nazım Hikmet, kendisiyle yapılan ve Çığ dergisinde ( 1 Ekim 1931) yayınlanan bir konuşmada şunları söylemiştir:
– Yeni bir kitabınız çıkıyormuş. Kitabın ismi nedir? Büyüklüğü nedir? Muhtevası nedir?
– Evet, yeni bir kitabım çıkmak üzere. İsmi: Benerci kendini Niçin Öldürdü?. Büyüklüğü, zannedersem 110 sahife olacak. Bu, bir romandır. Yalnız, biraz benim anladığım manada bir roman.
– Yani nasıl?
– Bu sualinize cevap verecek değilim. Eğer bu kitapta, benim anladığım manada biraz olsun yapabildiysem, siz de kitabı okur anlarsınız. Eğer yapamadıysam, burada boşu boşuna nazariye yürütmekte mana yok.
– Romanınızın tezi var mıdır? Varsa nedir?
– Benim kanaatime göre; tezi olmayan, yüzde yüz tezsiz roman, hikaye, hatta şiir, muayyen bir manada yoktur. Yalnız bazı yazıcılar, eserlerinin tezini, kendileri de farkına varmadan, ınsıyakı bir surette yaparlar, hatta müdafaa ederler.. Maruf tabiriyle, en saf bir aşk ve ölüm şiiri bile; muayyen bir inkişaf merhalesinde bulunan muayyen bir cemiyetin, muayyen bir içtimai muhitinde yaşıyan muayyen bir şairinde aşkın ve ölümün ifadesidir. Tabii bu, ana hattında böyledir.
Benim romana gelince.. Ben işlerimi mümkün mertebe az insiyak, çok şuurla yapmasını severim. Romanım tezlidir. Tezi şudur: Mefkureci olanlar, ne zaman, nasıl, hangi şartlarda kendi kendilerini öldürmek hakkını haizdirler?
Roman Hindistan’da geçer. Kahramanları; Hintlilerin hakiki kurtuluşu ve Hindistan’ın hakiki istiklali için, Britanya emperyalizmine ve Gandiciliğe karşı mücadele eden inkilapçılardır.”

Bütün Öyküleri - Yusuf Atılgan

Yalnızlık, özgürlük, iletişimsizlik, bunaltı gibi temaları modern anlatının kuralları içinde samimi bir dille ve destansı bir boyutta işleyen Yusuf Atılgan, Bodur Minareden Öte ile Türk öykücülüğünün ustaları arasındaki yerini almıştı. Atılgan, bu kitaptan sonra iki masal (Korkut'a Masal", "Ceren'e Masal") ve iki öykü ("Ağaç", "Eylemci" yazdı. Üçüncü baskısı Eylemci adıyla yayımlanan Bodur Mimareden Öte ve masal kitabı ekmek Elden Süt Memeden elinizdeki bu kitapta bir araya getirildi. Böylece Yusuf Atılgan'ın öykü ve masalları tek ciltte toplanmış oldu. Ekmek Elden Süt Memeden için "1970 yılı gözünde yazılmış bu iki masal çocukları olduğu kadar büyükleri de ilgilendirir sanırım. İkinsinde de ninemin anlattığı masalların öğelerinden yararlandım" diyen Yusuf Atılgan, halk edebiyatı formlarını kendine özgü bir ustalıkla modern bir anlatıma dönüştüürüyor. İnsan ruhunun dehlizlerinden kotarılmış öyküler ve masal gibi iki masal...

11 Ocak 2018 Perşembe

Bugünün Saraylısı - Refik Halit Karay

Kitabın Adı         :
BUGÜNÜN SARAYLISI
Kitabın Yazarı     :
Refik Halit KARAY
Yayın Evi           :
İnkılap
Basım Yılı           :
1985
DÜZENLEME
TOMURCUK İNŞAAT

Kitabın Konusu :
Orta gelirli İstanbul’da yasayan bir aileye, sonradan görme zengin bir akrabanın kızı olarak gelen bir kız ve bu ailenin yargı değerlerini nasıl alt üst edişi konu ediliyor.Kızın aileye gelir olarak sağladığı katkılar,kaprisleri ve güzel olmasından dolayı bir çok talip çıkması aile içinde nasıl etkiler yaptı anlatılıyor.

Kitabın Özeti    :
Postacının bile pek seyrek uğradığı evlerine postacı bir gün bıraktığı mektup evde şaşkınlık uyandırır.Mektupta Ata Efendinin teyze oğlu Yaşar kızını İstanbul’a yollayacağı yazmaktadır.Ayrıca yanında üç yüz lira göndermektedir.Böyle bir şeyi istemeyen Ata Efendi evde oluşabilecek problemlerden kaygılanmaktadır.Ama zengin olan teyze oğlunun göndereceği para hiçte göz ardı edilecek bir miktar değildir.Ayrıca kız güzel ise evde bulunan huzurun kaçabileceğini düşünmektedir.

Ama kız emrivaki bir şekilde gönderilir.Ve evde tahmin edilenden çok farklı bir kız çıkar karsılarına.Oldukça güzel olan kız  evdekilerde dahil olmak üzere bir çok kişinin ilgisini kazanır. Eve yeni bir gelir kapısı da açılmış  olur. Yaşar’ın İstanbul’daki iş ortaklarından da kızın  geçimi için para vermektedirler.Ata Efendi’de kıza tutulur bu arada. Ata Efendi çalıştığı yerde güvenilir birisidir.Bir gün patronun oğlu Ayşen ile tanışır.Bu da iş yerinde Ata Efendi’ye bir karizma kazandırmıştır. Ata Efendi patronu ve Patronun oğlu ile daha sık bir araya gelirler ve patronun oğlu Rüştü kıza taliptir. Rüştü Ata Efendi ile oldukça ahbap olurlar.Ata Efendi terfi eder. Rüştü bir yere görürse Ata Efendi ve ailesini kimseye para ödetmez ve bir zengin gibi yaşamaya başlarlar. Daha sonra elçi Sait Reşit ile ilişkisi olan Ayşen yanlış bir karar verir ve elçi ile evlenerek yurt dışına çıkarlar.

Ayşen bu ilişkiden mutlu olmaz ve Rüştü ile Ata Efendi kız geri döndürmek için uğraşırlar. Ayrıca evde kız gidince eski haline dönmüş parasızlık baş göstermiştir. Kız da geri dönmek istemektedir.Evdekiler kızı özlemişlerdir. Ayşen geri döner. Patronun oğlu Rüştü ile evlenir.Böylece herkesin istediği son ortaya çıkmış olur.

Kitabın Ana Fikri      :
Para ve fiziki güzellikler insanların hayatına olumsuzluk ve huzursuzluk getirebilir.Bu gibi güzellikleri olması gerektiği gibi karşılamalı ve ne oldum delisi olmadan bunlardan faydalanılmalıdır. Çıkar her ne olursa olsun ahlaki değerlerden  taviz verilmemelidir.

Kitaptaki Olayların ve Şahısların Değerlendirmesi   :
Ata Efendi          : Evin babası.
Üftade Hanım    : Evin annesi.
Feride                       : Ata Efendi’nin Kızı.
Atıf                   : Ata Efendi’nin Damadı.
Yaşar                : Ata Efendi’nin teyze oğlu.
Ayşen                       : Yaşar’ın Kızı.
Rüştü                : Ata Efendi’nin patronunun oğlu.
İsmail                       : İşyerinin katiplerinden.
Mesture Hanım   : İsmail beyin hanımı.
Berin                 : Mesture hanımın kardeşi.
Deniz                :Berin hanımın kızı.
Alımsızoğulları     : Yaşar Beyin ortakları.
Sait Reşit Bey             : Mısır elçisi.

Kitap Hakkında Şahsi Görüşler :
Anlatımı sade ve yalın bir kitap.Olayların akışkanlığı okuyucuya zevk veriyor.Aile ve ahlaki ilişkiler açısından çarpıcı bir eser. Yazar okuyucuyu fazla yormadan konuyu anlatıyor.

Kitabın Yazarı Hakkında Bilgi   :
1888 yılında Beylerbeyi’nde doğan Refik Halid, 18. yüzyıl sonlarında bir kolu Mudurnu’dan İstanbul’a göçen Karakayış ailesindendir.Galatasaray Sultanisi ve Mekteb-i Hukuk’ta okuyan yazar, Meşrutiyet sıralarında gazeteciliğe  başlamıştır. Kısa sürede üne kavuşmuş, Fecri Ati edebiyat topluluğu kurucularından olmuştur. Kirpi adıyla taşlamaları ve siyasal yazıları sonucu İttihat Ve Terakki hükümetince Anadolu’nun çeşitli yerlerine gönderilmiş, ancak 1. Dünya Savaşı’nın son yılında İstanbul’a dönebilmiştir.Dönüşünde bir süre öğretmenlik yapmıştır. Başyazarlık ve Posta-Telgraf Genel Müdürlüğü yapan Refik Halid, bu ara tanınmış Ay dede mizah dergisini de çıkarmıştır.


Bazı siyasal davranışları yüzünden memleketten ayrılmak zorunda kalan yazar, Halep’e yerleşerek Vahdet gazetesini çıkarmıştır.Hatay’ın Türkiye topraklarına katılmasında katkıları olmuştur.1938 yılında yurda dönen Refik Halid, çeşitli dergi ve gazetedeki günlük yazıları ve 20 kadar romanı ile yaşamını sürdürmüştür.1965 yılında ölen yazar;tekniği, dilinin güzelliği, taşlamalarının inceliği ve tasvirlerinin kuvveti ile ün yapmış, Modern Türk Edebiyatı’nın temel taşlarından biri olmuştur.

Bir Kadın Düşmanı - Reşat Nuri Güntekin

KİTABIN ADI

BİR KADIN DÜŞMANI

KİTABIN YAZARI

REŞAT NURİ GÜNTEKİN

YAYIN EVİ VE ADRESİ

İSTİKLAL YAYIN EVİ / İSTANBUL

BASIM YILI

1997

KİTABIN KONUSU :
İlk evliliğinde yaşadığı kötü olaylar sonucu kadınlarn hepsine önyargılı bakan ve onları değersiz gören İskender ‘in başından geçenler anlatılmaktadır.

KİTABIN ÖZETİ      :
Kitap, İskender adlı orta yaşlı bir adamın başından geçenleri anlatmaktadır. İskender, ilk öğrenimini Ankara‘da, orta öğrenimini Amasya ve Niğde ‘de yapmıştır. Babasının mesleği nedeniyle birçok yere gitmiş ve çeşitli insanlarla tanışmıştır. Okul yıllarında genellikle sakin bir yapıya sahip olan İskender askere gidip geldikten sonra tanıştığı Zeynep adlı kadın yüzünden sert, sinirli bir kişiliğe bürünür. Bunun böyle olmasının sebebi kadınla yaşadıkları değişik olaylardır.

Zeynep ile İskender mutlu bir ilişkiye sahiptiler fakat daha sonraları Zeynep, İskender‘i Mesut adlı bir gençle aldatır. Zeynep eve geç gelmeye, İskender‘ e karşı ilgi göstermemeye başlar. Zaman içinde İskender buna katlanamaz ve boşanırlar. Böylece İskender ‘ in kadınlara karşı bir fobisi oluşur. Her kadını Zeynep gibi görür ve hiçbirine güvenemez.. Kendine, bir daha kimseyi sevmeyeceğine dair söz verir. İki sene sonra İskender başka bir yerde çalışmaya başlar. Çalıştığı ofiste yan masada çok güzel, çalışkan ve çekici bir kadın vardır. Gittikçe bu kadına karşı bir şeyler hissetmeye başlar fakat önceki deneyimi yüzünden uzun süre kendini engeller. Kadına karşı soğuk davranır, hatta bazen tersler ama bunları tamamen isteksiz olarak yapmaktadır. Kafasındaki düşünceler onu bir kadın düşmanına çevirir. Kadınları dünya için gereksiz görmeye başlar. Yan masada çalışan Belgin isimli güzel kız İskender’ e aşık olur ve onun garip tutumunu anlayamaz. İskender de zamanla içindeki sevgiye karşı koyamaz ve Belgin’ e hissettiklerini anlatır.

KİTABIN ANA FİKRİ   : Hayatta hiçbir zaman ön yargılı olmamalıyız.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
İskender : Başarılı, insanlarla olan ilişkileri iyi, duygularıyla hareket eden, değişken fikirlere sahip olan orta ayşlı biri.
Zeynep  : Çekici, güzel, çalışkan, deli dolu, çapkın ve eğlenmeyi seven bir kişilik.
Belgin  : Genç, uzun boylu, iyi niytli, utangaç, duygularını tam yansıtamayan biri.
Mesut    : Yakışıklı, zengin, kibirli, insanları umursamayan bir kişilik.

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitapta insanlar arasındaki ilişkiler son derece detaylı anlatılmış. Sürekli gelişen olumsuzluklar bazen okuyucuyu sıkabiliyor. Yazar, kişileri iyi tasvir etmiş ve olaylar akıcı bir şeklde ele almış.

YAZAR HAKKINDA BİLGİ  :

Reşat Nuri, 1912 yılında İstanbul Darulfünunu Edebiyat Şubesini bitirdikten sonra liselerde edebiyat, Fransızca ve felsefe okuttu. 1931 ve 1943 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi olarak Anadolu'nun çeşitli yerlerini görme fırsatı buldu.

Bir dönem Zaman gazetesine Temaşa Haftaları başlığı ile tiyatro eleştirileri yazdı çeşitli takma isimlerle (Şair, Nedim, Büyük Mecmua, İnci dergilerinde Hayreddin Rüşdi, Sermed Ferid, Mehmed Ferid) hikayeler yayınladı. Reşet Nuri'nin bazı mizah dergilerinde farklı takma isimler kullandığı da görülmüştür. Ayrıca "Harabelerin Çiçeği" adlı eserini yine zaman gazetesinde Cemil Nimet adıyla yayınladı. Cumhuriyet'in yeni kurulduğu 1923-1924 yıllarında arkadaşlarıyla birlikte Kelebek isimli haftalık bir mizah dergisi çıkardılar. Reşat Nuri Güntekin, Batılı bazı yazarlarından romanlar, hikayeler çevirmiş, oyunlar uyarlamıştır. Akciğer kanresinden tedavi olmak için gittiği Londra'da ölmüş (Aralık, 1956) ve cenazesi İstanbul'a getirilerek, Karacahmet   Mezarlığında        defnedilmiştir.

 

Romanları:

  • Harabelerin Çiçeği (1918),
  • Gizli El (1920),
  • Çalıkuşu (1922),
  • Dudaktan Kalbe (1923),
  • Damga (1924),
  • Akşam Güneşi (1926),
  • Bir Kadın Düşmanı (1927),
  • Yeşil Gece (1928),
  • Acımak (1928),
  • Yaprak Dökümü (1930),
  • Kızılcık Dalları (1932),
  • Gökyüzü (1935),
  • Eski Hastalık (1938),
  • Ateş Gecesi (1942),
  • Değirmen,
  • Miskinler Tekkesi (1946),
  • Ripka İfşa Ediyor (1949),
  • Kavak Yelleri (1950),
  • Kan Davası (1955),
  • Boyunduruk (1960),
  • Son Sığınak (1961).