ÖNSÖZ
Dışişleri ve Milli Eğitim Bakanlıklarımızın teklifi üzerine, Türk İnkılap Tarihi Enstitümüz tarafından tertip edilen "Atatürk Önderliğinde Kültür Devrimi" konulu semineri Kasım 1967 tarihleri arasında Ankara'da yapılmıştır.
Bu seminer için "Kalkınma İçin Bölgesel İşbirliği" (ReD) teşkilatının 22 . 1 . 1967 tarihinde Ankara'da toplanan Bakanlar Konseyi toplantısında karar alınmış olduğu Enstitümüze bildirilmiş, seminerin organizasyonu Dışişleri ve Milli Eğitim Bakanlıkları tarafından yapılmış, ilmi hazırlığı ve proğramının yönetimini Enstitümüz idare etmiştir.
Bu seminere Pakistanlı ve tranlı bilginler birer tebliğ ile katılmışlardır.
Enstitümüzün hazırladığı proğrama göre, üyelerimizin tebliğleri Türk Tarih Kurumu binasındaki toplantı salonunda okunmuş ve üzerlerinde tartışmalar yapılmıştır. Bunların metinleri İngilizceye çevrilmiş ve Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanması öngörülmüş ise de, bu tarihe kadar yapılamadığı için Enstitümüz yayınları arasında basılması uygun görülmüştür. Yanlız burada banda alınmış olan tartışmalarla, İngilizce çevrileri konamamıştır.
İran ve Pakistan'lı meslektaşlarımızın bu konuya ilgi göstererek seminere katılmış olmalarından dolayı kendilerine müteşekkiriz.
Aynı zamanda tebliğlerin tümü, bu belirli konuyu işlerken semineri faydalı ve verinıli kılmıştır. Bu konular pek tabildir ki, daha çok işlenecek ve tarihi -belgelerin ışığı altında yeni bilgiler de verecektir.
Ancak bu kitabımızı Enstitü yayınlarımız arasında basmakla 1967 yılına ait seminer çalışmalarını daha geniş bir okuyucu topluluğuna sunmayı uygun bulduk.
Çünkü bu tebliğler 1967 yılının bir III fikir hareketi olarak belirli bir toplulukta yapılmıştır. Yazılar seminerdeki programa ve okunuş sırasına göre tertip edilmiştir. Bunları yayınlarken, semİnerimize katılan sayın üyelerimizin bu konudaki düşünce ve İncelemelerİni de yayınlama fırsatını bulmuş oluyoruz.
Bu kitabın tertibi, yayına hazırlanması ve endeks Enstitümüz memuru Zuhal Süzgün tarafından yapılmış ve her türlü basın işleri kendisi tarafından takip edilmiştir.
T.İ.T. Enstitüsü adına tebliğleri yapan üyelerimizle kitabı hazırlayan memurumuza te§ekkür ederiz.
Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Afet İnan
A- Türk Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
A- Türk Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Şubat 2018 Pazar
20 Ocak 2018 Cumartesi
Anamın Kitabı - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun belki romanlarımın bütün anahtarlarını verdiğim kitabım dediğ Anamın kitabı onun en önemli yapıtlarından biridir. İçindeki çocuğu dirilttiği bu kitabında Yakup Kadri, çocuklluk anılarından öte, bilinçaltına bir yolculuk yapma iddiasındadır. İnsanın alınyazısı çocukluğunda yazılmıştır ve hangi yaşa girerse girsin şuurunun altında daima çocuk kalışınını sebebi bundadır. diyen yazar, Anamın kitabı'yla klasik romanın çok yaygın bir görüşünü, karakter kaderdir formülünü onaylıyor.
Anadolu Notları - Reşat Nuri Güntekin
Yazar, Milli Eğitim Bakanlığı Müfettişliği sırasında, uzun yıllar boyu Anadolu'da yaptığı gezilerin sağladığı gözlemlerinden bir bölümü bu kitapta toplamıştır. Özellikle Anadolu'da sık sık rastlanan tuluat tiyatrolarına da değinilen kitap, yazarın çeşitli yazılarından oluşuyor.
Al Gözüm Seyreyle Salih - Yaşar Kemal
Al Gözüm Seyreyle Salih’te Karadeniz’in küçük bir kasabasında on bir yaşındaki Salih’in, kanadı kırık bir martıya duyduğu sevgi ve mavi oyuncak bir kamyonu elde etme isteği konu alınır. 1970’lerin Türkiyesi, dönemin insan, devlet, iktidar ilişkileri Salih’in dünyasını çevreler. Yaşar Kemal, Salih’in gözünden hayata bakar ve çocukluğun bahçesinden, Türkiye’nin genel yapısını tüm inceliğiyle çizer.
“Yaşar Kemal bir halkın kültürünü temsil etmektedir. Epiği geniş, katıksız bir halkçı temele yaslanmıştır. Romanları yaşamın zenginliği, sıcaklığı, güzelliğiyle doludur.”
Joel Ohlsson, Arbetet, (İsveç)
“Yaşar Kemal’in yapıtları olgun, nefis bir meyve tadarcasına okunuyor.”
Gérard-Humbert Goury, Le Matin, (Fransa)
“Kemal büyük bir sevecenlik ve merhametle yazıyor.”
Daily Telegraph (İngiltere)
“Yaşar Kemal’in destansı anlatımında hiçbir şey küçük değil. Onun her sözü, denizin köpüren dalgaları gibi çağıldıyor.”
Frankfurter Allgemeine Zeitung, (Almanya)
“Yaşar Kemal bir halkın kültürünü temsil etmektedir. Epiği geniş, katıksız bir halkçı temele yaslanmıştır. Romanları yaşamın zenginliği, sıcaklığı, güzelliğiyle doludur.”
Joel Ohlsson, Arbetet, (İsveç)
“Yaşar Kemal’in yapıtları olgun, nefis bir meyve tadarcasına okunuyor.”
Gérard-Humbert Goury, Le Matin, (Fransa)
“Kemal büyük bir sevecenlik ve merhametle yazıyor.”
Daily Telegraph (İngiltere)
“Yaşar Kemal’in destansı anlatımında hiçbir şey küçük değil. Onun her sözü, denizin köpüren dalgaları gibi çağıldıyor.”
Frankfurter Allgemeine Zeitung, (Almanya)
Ağrıdağı Efsanesi - Yaşar Kemal
Bir aşk destanı olan Ağrı Dağı Efsanesi geleneklerini Mahmut Han'a karşı savunan Ahmet ile Gülbahar arasındaki aşkı konu alır. Efsanelere ve halk söylencelerine yürekten bağlı Yaşar Kemal'in bu romanı, insan psikolojisinin derinliklerini de içerir.
"Yaşar Kemal Anadolu'nun halk edebiyatıyla alışveriş içindeyken başladı yazmaya. Gerçek bir yazar olduğu için de dilin duyarlığından, şiirsel destanın tek kahramanıolan Türk halkının kültüründen esinlenmesini bildi."
- Jeliha Hafsia, La Presse, (Tunus)
"Yaşar Kemal'in romanı Tolstoy'un çapına ve Dickens'ın canlılığına sahiptir."
- Manchester Guardian, (İngiltere)
"Zengin, renkli ve zekice bir nitelikle bezenmiş bir üslup ve yazdığı her kelime sert, cilalanmış, ayrıksı ve bir buğday tanesi gibi potansiyel olarak üretken."
- Irish Times, (İrlanda)
'Kitabın güzelliği zengin şiirsel dilinde, efsane ve mit duygusunda yatıyor.'
-Sunday Telegraph
"Yaşar Kemal Anadolu'nun halk edebiyatıyla alışveriş içindeyken başladı yazmaya. Gerçek bir yazar olduğu için de dilin duyarlığından, şiirsel destanın tek kahramanıolan Türk halkının kültüründen esinlenmesini bildi."
- Jeliha Hafsia, La Presse, (Tunus)
"Yaşar Kemal'in romanı Tolstoy'un çapına ve Dickens'ın canlılığına sahiptir."
- Manchester Guardian, (İngiltere)
"Zengin, renkli ve zekice bir nitelikle bezenmiş bir üslup ve yazdığı her kelime sert, cilalanmış, ayrıksı ve bir buğday tanesi gibi potansiyel olarak üretken."
- Irish Times, (İrlanda)
'Kitabın güzelliği zengin şiirsel dilinde, efsane ve mit duygusunda yatıyor.'
-Sunday Telegraph
19 Ocak 2018 Cuma
Akıntıya Karşı - Asaf Savaş Akat
Kitapta Prof. Dr. Asaf Savaş Akatın 80'li ve 90'lı yıllarda çeşitli dergi ve gazetelerle yaptığı mülakatlar derlenmiştir. Bu mülakatlar Siyaset Söyleşileri altbaşlığı ile bir araya getirilmiştir. Söyleşiler siyaset, tarih, ekonomi, Kemalizm, laiklik, alty ok gibi konularla alakalıdır.
Allah’ın Askerleri - Yaşar Kemal
Yaşar Kemal İstanbul'un çeşitli semtlerinde çocuklar arasında dolaşarak onların hikayelerini anlatır. Küçük yaştaki bu çocuklar, sokaklarda yatıp kalkıyor olmalarına, kimsesizliklerine, hor görülmelerine, açlığa rağmen hala hayatta, hala insan kalmışlardır. Allahın Askerleriyle yapılan röportaj zengin bir dille hüzünlü bir hikayeye dönüşür.
17 Ocak 2018 Çarşamba
İnönü Atatürk'ü Anlatıyor - Abdi İpekçi
Bir dönemin önemli gazetecilerinden "barış eri" Abdi İpekçi, yaşamı boyunca yakın tarihi soğuk bir nesnelliğe büründürmeden, yaşayan ağızlardan aktardı bize. Bu tutumuyla geçmişi bugünden kopmaz, bugüne ait bir zenginlik olarak görmemizi sağladı.
İnönü Atatürk'ü Anlatıyor, Abdi İpekçi'nin İsmet İnönü ile yaptığı söyleşileri ve bu söyleşilere referans olan kitapların önemli kısımlarından bir ek bölşümünü içeriyor. Kitabın yeniden basımında İepkçi'nin Celal Bayar, Şevket Süreyya Aydemir, Sabahattin Selek gibi döenmin önemli isimleriyle Atatürk ve İnönü üzerine yaptığı söyleşiler de yer alıyor. Atatürk'ün 1933'te İsmet İnönü'ye, İsmet İnönü'nün de 1938'te Atatürk'e yazdığı, orjinal metinlerinin görsellerini de bu kitapta bulacağınız mektupları okurken gözyaşlarınıza hakim olamayacaksınız.
İnönü Atatürk'ü Anlatıyor, Abdi İpekçi'nin İsmet İnönü ile yaptığı söyleşileri ve bu söyleşilere referans olan kitapların önemli kısımlarından bir ek bölşümünü içeriyor. Kitabın yeniden basımında İepkçi'nin Celal Bayar, Şevket Süreyya Aydemir, Sabahattin Selek gibi döenmin önemli isimleriyle Atatürk ve İnönü üzerine yaptığı söyleşiler de yer alıyor. Atatürk'ün 1933'te İsmet İnönü'ye, İsmet İnönü'nün de 1938'te Atatürk'e yazdığı, orjinal metinlerinin görsellerini de bu kitapta bulacağınız mektupları okurken gözyaşlarınıza hakim olamayacaksınız.
Ağıtlar - Yaşar Kemal
Ölüme karşı etkin bir direniş olan ağıt, insanoğlunun ölümle yüz yüze geldiğinde duyduğu şaşkınlığı, korkuyu ve inanmazlığı dayanılır kılma çabasının sonucudur. Bin yıllardır yakılan ağıtlar, Anadolu'da da çok büyük bir çeşitlilik ve zenginlik gösterir. Yaşar Kemal'in Çukurova bölgesinden ve Toroslar'dan derlediği pek çok ağıt, Ağıtlar'da bir araya geliyor.
'Gözümüzün önünde, bir deri bir kemik köylü delikanlının biri çıkacak. Adı Kemal Sadık Göğceli, Hemite köyünden gelmedir. Dağ bayır dinlemez, köyünden, dağ köylerinden, obalardan, ovalardan, kasabalardan, ikide bir de kopup gelir Adana'ya, çöker önümüze, ağıtlar, türküler, destanlar serer buruşuk sarı kağıtlar üzerine yazılmış. Peki nereden toplamıştır bunları? Anadolu bacılarının hep birlikte yaktıkları ağıtların yazıcılığını yapıyordu, bu zorunluluğu duyuyordu, esnek ve kararlı yazısı ile. O hızla kopup geliyordu tabana kuvvet, sanki kaderi ile kaderimiz buna bağlıymışçasına. Önümüze serdiği söz dizileri, bağırtıları, dövünmeleriydi. Sanki ölenin, vurulanın, ezilenin, (...) ırgatı, işçisi, yarıcısı ile büyük değişimlerin içinde bulunan Çukurova'nın avaz avaz ağıtlarından sorumluydu bu çocuk.
'Gözümüzün önünde, bir deri bir kemik köylü delikanlının biri çıkacak. Adı Kemal Sadık Göğceli, Hemite köyünden gelmedir. Dağ bayır dinlemez, köyünden, dağ köylerinden, obalardan, ovalardan, kasabalardan, ikide bir de kopup gelir Adana'ya, çöker önümüze, ağıtlar, türküler, destanlar serer buruşuk sarı kağıtlar üzerine yazılmış. Peki nereden toplamıştır bunları? Anadolu bacılarının hep birlikte yaktıkları ağıtların yazıcılığını yapıyordu, bu zorunluluğu duyuyordu, esnek ve kararlı yazısı ile. O hızla kopup geliyordu tabana kuvvet, sanki kaderi ile kaderimiz buna bağlıymışçasına. Önümüze serdiği söz dizileri, bağırtıları, dövünmeleriydi. Sanki ölenin, vurulanın, ezilenin, (...) ırgatı, işçisi, yarıcısı ile büyük değişimlerin içinde bulunan Çukurova'nın avaz avaz ağıtlarından sorumluydu bu çocuk.
Adı: Aylin - Ayşe Kulin
KİTABIN KONUSU :
Bu kitap, kökleri Giritli Deli Mustafa Naili Paşaya kadar uzanan bir ailenin kızı olan Aylin DEVRİMEL ‘in fırtınalı yaşamının öyküsüdür.
KİTABIN ÖZETİ :
Lise yıllarında uzun boylu ve sıka bir kız olan Aylin zamanla güzelleşmiş ve bir gün Esma teyzesinin daveti üzerine Paris’te bir otelde buluşurlar otelde prens olduğu söylenen bir Arap’la tanışır ve bu tanışmanın sonunda prensle görkemli bir yaşantı için evlenir Prenses olur. Ancak her şey düşündüğü gibi gitmez Prens Senusi doğu kültürü ile yetiştiği için batı kültürü ile yetişen Aylin’e ters gelmekte zamanla Aylin’in özgürlüğü kısıtlanmaktaydı evliliğe başladığı gibi sakin değil büyük bir kaçışla son buldu; yaz sonunda Aylin, ablası Nilüferle Cenevre ye gider.
Yaşamanın ideali olan tıp okumaya karar verir ve büyük uğraşlar vererek Neuchatel Üniversitesine kayıt yaptırır. Okulun ilk yıllarında hayatında çok büyük değişiklikler yaparak, ihtişamlı hayatından sıyrılarak sade bir öğrenci olur. Tek hedefi olan tıp fakültesini bitirmek için çok çalıştı daha sonra fizik ve kimya derslerinde yardımcı olan Jean-Pierre ile evlendi. İki öğrencinin bu evliliği zaman içinde Aylin’in dış görüntüsünde olduğu kadar iç dünyasını da değiştirecektir.
Aylin Jean-Pierre ile birlikte yaşadığı günlerde tıp ilmi ile yakından tanışıp ufkunun penceresini o zamana kadar hiç bilmediği yepyeni bir dünyayı ardına kadar açacak peşinden koştuğu gerçek zenginliğin dış dünyanın görkemli vitrinlerinde değil de insanlığın iç aleminde bulunduğunu öğrenecekti. Okul sonunda Jean-Pierre Nos Alamus’taki nükleer araştırma merkezinden geri çeviremeyeceği bir teklif aldı. Aylin de New Rachel Hospital Medical Center’dan teklif aldı ; onların birbirlerine karşı olan sorumlulukları artık bitiyor müşterek hayatları bir yol ayrımına giriyordu. Ellerinde bu evlilikten altı yıllık sağlam bir dayanışma ve derin dostluk duyguları ile dopdolu gençlik anıları kaldı sadece.
Aylin çok ciddiye aldığı bu işine büyük bir heyecanla başladı. New Rachel’de tanıştığı Afganistanlı genç meslektaşı Azim’in karısı 11 yaşından beri arkadaşı olan Zeynep TARZI çıktı. Aylin, Zeynep ve Azim ile gittiği Afgan sefahati kokteylinde Paswak adındaki Birleşmiş Milletlerin Afgan esiri ile tanışır. Paswak evli olmasına rağmen Aylin ile arasında duygusal bir bağ oluşmuştu. Aylin o yılı aklı beş karış havada geçirdi. Bütün vakitlerini beraber geçiriyorlardı. Paswak bu yüzden önce Wall Dame’nin Birleşmiş Milletler genel sekreterliğine daha sonra 1974 yılında Hindistan sefirliğine tayini çıkmıştı.
Aylin kaderin ağlarını onlar için giderek daha çileli iplerle örmekte olduğunu nihayet görmeye başladı; ya sevdiği adamı peşinde dünyayı adım adım dolaşacak ya da mesleğini ön plana alacaktı. Tam meslek uğruna değmez derken Hastanede Psikiyatri bölümü şefliğine terfi etti. Sonunda Aylin’in sağduyusu aşkına galip geldi. Aylin gönlü yaralı bar kuşunu çok kısa bir süre oynadı sonra toparlandı ve işinin başına döndü. Arkadaşı Azim’in vasıtası ile kendi meslektaşı olan Michel RAMODİSLİ ile tanıştı.
Michel’i çok etkileyici bulmadığı halde evliliğe giden ilk adımları Michel’in evinde attılar. Daha sonra Aylin bu evlilikten deliler gibi çocuk istemeye başladı. Aylin’in bu isteğine karşılık Michel dinine ve geleneklerine çok bağlı olduğunu doğacak çocuğun Yahudi kültürüne göre yetiştirilebileceğini söyledi fakat Aylin bunu bile sorun etmedi dinini değiştirmeyi göze aldı. Aylin’e göre insanları dinlerine, ırklarına ve dillerine göre ayırmak çok saçma idi ona göre insan, insan olduğu için çok değerli idi onun insan sevgisini bir din veya ırk engelleyemezdi Aylin çocuk yapma isteğinden 6 düşük yaptıktan sonra vazgeçecekti.
Aylin meslektaş olduğu Michel ile her an beraberdi işyerleri bir, evleri bir kısacası bütün zamanları birlikte geçiyordu belli bir süre sonra birbirleri ile bu kadar çok birlikte olmaları Aylin’i çok sıkmıştı gün geçtikçe birbirlerinden kopuyorlardı ve bir gün Aylin kocasına haftanın belirli günlerinde birbirlerine izin vermelerini bugünlerde değişik insanlar ile çıkabileceklerini bunu sonucunda diğer insanlarda görecekleri eksiklikleri kendilerinde tanımlayıp birbirlerine ölümsüz sevgi ile bağlanacaklardı.
Fakat düşünülen olmadı Aylin yurt dışında olduğu günlerden birinde Michel bir arkadaşının evinde Barbara adında bir bayanla tanıştı ve bu tanışma evliliklerinin sonunu getirdi. Aylin sıkıntılı bir zamanında vardığı karar sonucunda kocasını kaybettiği için hem üzgün hem de suçluluk duygusu içerisindeydi. Bu sıkıntı ve üzüntü uzun sürmedi her şeyi bir kenara bırakıp mesleğinde ilerledi fakat bu ilerleme bile onu tatmin etmedi. Bir süre sonra Amerikan ordusuna katılarak Körfez savaşında ruf sağlığı bozulan hastaları tedavi eden doktor olmayı düşündü bu nedenle Oklahoma’ya körfez savaşında zarar görmüş askerleri tedaviye gitti.
Aylin Üniformasını ilk kez 1992’nin soğuk bir Ocak gününde giydi. 9 Kasım 1992’de ordunun fiziksel aktiviteler sınavını yüksek bir puana kazanarak başarı sertifikası aldı. Aylin ordudaki görevinde yine işine devam ediyor, hastalarına çare bulmaya çalışıyordu bir gün kendisine yeni bir hasta verildi bu kez hasta körfez savaşından sonra geldiği sivil hayata uyum sağlayamıyordu. Bunun sonucunda hiçbir suçu olmayan bir çok sivili katletmişti.
Aylin bu hastası üzerinde çalışırken Amerikan ordusunun askerlerini cesaretlendirmesi için verdiği ilaçların yan etkisi sonucu hastanın bu duruma geldiğini saptadı ve bu sonucu tez bir halde askeri yetkililere bildirdi. Aylin’in verdiği bu sonucu askeri yetkililer daha önceden bildiğinden Aylin’in bu olayın üstüne gitmemesini istediler ve onu uyardılar Aylin bu sessizliği sindiremeyerek sözleşmesinin bitmesinin ardından Albay rütbesindeyken ordudan ayrıldı.
Ordudan ayrılmasından sonra 19 Ocak 1995 Perşembe günü evinin bahçesinde o sabah evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından kendi arabasının altında ölü bulundu. Zengin, ünlü ve saygın insanların yaşadığı mahallede yerel polis ve yerel yöneticiler mahallenin adını polisiye bir olaya karıştırmamak için dosyayı apar topar denebilecek bir hızla kapattılar teşhis ise “Freak Accident” yani Garip bir kaza idi.
“... Yükseltilmiş sahnede kapağı açık maun bir tabut duruyordu uzun bir sıra oluşturan insanlar tabutta yatan albay üniformalı Amerikan subayını selamlayıp içlerinden dua veya veda ederek tabutun başından ayrılınca yanan yürekleriyle gelip salondaki koltuklarda yerlerini alıyorlardı. Herkes etrafa hakim olan ordu düzeninin saygınlığını kutsar gibi sessizce ağlıyordu ... Katafalkın üstünde dört bir yanı rengarenk çiçeklerle donanmış tabutta yatan kişi, bir askerden çok, oraya bir film çekimi için öylece uzanıvermiş bir Hollywood yıldızını andırıyordu. Bu albay üniformalı Amerikan subayı bir Türk kadınıydı.
KİTABIN ANA FİKRİ:
Bir insanın azimle çalışınca başaramayacağı hiçbir şey yoktur.
KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Aylin,genç,güzel,çalışkan ve azimli bir Türk kızı.Hedeflerine ulaşmak için her türlü fedakarlığı göze alıyor.
Michel,yakışıklı,dürüst aynı zamanda da Aylin’in meslaktaşıdır.Aylin ile evlenir.
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Yazar,Aylin’in başarılarla dolu hayatını oldukça açık bir dille ve gayet akıcı bir üslupla anlatmıştır.Okunmaya değer bir kitaptır.
YAZAR HAKKINDA BİLGİ :
AYŞE KULİN
Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı. Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınlandı. Bu kitaptaki "Gülizar" adlı öyküyü, Kırık Bebek adı ile senaryolaştırıldı ve bu sinema filmi 1986 yılının Kültür Bakanlığı Ödülü’nü kazandı. 1986’da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği’nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü kazandı.
1996 yılında Münir Nureddin Selçuk’un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adıl öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü’nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Fait Hikâye Armağa’nı kazandı. 1997’de yayınlanan Adı; Aylin adlı biyografik romanı ile, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. 1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 1999’da İletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000’de yine bir biyografik roman olan Füreya yayınlandı.
KİTAPLARI;
* Güneşe Dön Yüzünü (1984)
* Bir Tatlı Huzur (1996)
* Adı; Aylin (1997)
* Geniş Zamanlar (1998)
* Sevdalinka (1999)
* Füreya (2000)
Bu kitap, kökleri Giritli Deli Mustafa Naili Paşaya kadar uzanan bir ailenin kızı olan Aylin DEVRİMEL ‘in fırtınalı yaşamının öyküsüdür.
KİTABIN ÖZETİ :
Lise yıllarında uzun boylu ve sıka bir kız olan Aylin zamanla güzelleşmiş ve bir gün Esma teyzesinin daveti üzerine Paris’te bir otelde buluşurlar otelde prens olduğu söylenen bir Arap’la tanışır ve bu tanışmanın sonunda prensle görkemli bir yaşantı için evlenir Prenses olur. Ancak her şey düşündüğü gibi gitmez Prens Senusi doğu kültürü ile yetiştiği için batı kültürü ile yetişen Aylin’e ters gelmekte zamanla Aylin’in özgürlüğü kısıtlanmaktaydı evliliğe başladığı gibi sakin değil büyük bir kaçışla son buldu; yaz sonunda Aylin, ablası Nilüferle Cenevre ye gider.
Yaşamanın ideali olan tıp okumaya karar verir ve büyük uğraşlar vererek Neuchatel Üniversitesine kayıt yaptırır. Okulun ilk yıllarında hayatında çok büyük değişiklikler yaparak, ihtişamlı hayatından sıyrılarak sade bir öğrenci olur. Tek hedefi olan tıp fakültesini bitirmek için çok çalıştı daha sonra fizik ve kimya derslerinde yardımcı olan Jean-Pierre ile evlendi. İki öğrencinin bu evliliği zaman içinde Aylin’in dış görüntüsünde olduğu kadar iç dünyasını da değiştirecektir.
Aylin Jean-Pierre ile birlikte yaşadığı günlerde tıp ilmi ile yakından tanışıp ufkunun penceresini o zamana kadar hiç bilmediği yepyeni bir dünyayı ardına kadar açacak peşinden koştuğu gerçek zenginliğin dış dünyanın görkemli vitrinlerinde değil de insanlığın iç aleminde bulunduğunu öğrenecekti. Okul sonunda Jean-Pierre Nos Alamus’taki nükleer araştırma merkezinden geri çeviremeyeceği bir teklif aldı. Aylin de New Rachel Hospital Medical Center’dan teklif aldı ; onların birbirlerine karşı olan sorumlulukları artık bitiyor müşterek hayatları bir yol ayrımına giriyordu. Ellerinde bu evlilikten altı yıllık sağlam bir dayanışma ve derin dostluk duyguları ile dopdolu gençlik anıları kaldı sadece.
Aylin çok ciddiye aldığı bu işine büyük bir heyecanla başladı. New Rachel’de tanıştığı Afganistanlı genç meslektaşı Azim’in karısı 11 yaşından beri arkadaşı olan Zeynep TARZI çıktı. Aylin, Zeynep ve Azim ile gittiği Afgan sefahati kokteylinde Paswak adındaki Birleşmiş Milletlerin Afgan esiri ile tanışır. Paswak evli olmasına rağmen Aylin ile arasında duygusal bir bağ oluşmuştu. Aylin o yılı aklı beş karış havada geçirdi. Bütün vakitlerini beraber geçiriyorlardı. Paswak bu yüzden önce Wall Dame’nin Birleşmiş Milletler genel sekreterliğine daha sonra 1974 yılında Hindistan sefirliğine tayini çıkmıştı.
Aylin kaderin ağlarını onlar için giderek daha çileli iplerle örmekte olduğunu nihayet görmeye başladı; ya sevdiği adamı peşinde dünyayı adım adım dolaşacak ya da mesleğini ön plana alacaktı. Tam meslek uğruna değmez derken Hastanede Psikiyatri bölümü şefliğine terfi etti. Sonunda Aylin’in sağduyusu aşkına galip geldi. Aylin gönlü yaralı bar kuşunu çok kısa bir süre oynadı sonra toparlandı ve işinin başına döndü. Arkadaşı Azim’in vasıtası ile kendi meslektaşı olan Michel RAMODİSLİ ile tanıştı.
Michel’i çok etkileyici bulmadığı halde evliliğe giden ilk adımları Michel’in evinde attılar. Daha sonra Aylin bu evlilikten deliler gibi çocuk istemeye başladı. Aylin’in bu isteğine karşılık Michel dinine ve geleneklerine çok bağlı olduğunu doğacak çocuğun Yahudi kültürüne göre yetiştirilebileceğini söyledi fakat Aylin bunu bile sorun etmedi dinini değiştirmeyi göze aldı. Aylin’e göre insanları dinlerine, ırklarına ve dillerine göre ayırmak çok saçma idi ona göre insan, insan olduğu için çok değerli idi onun insan sevgisini bir din veya ırk engelleyemezdi Aylin çocuk yapma isteğinden 6 düşük yaptıktan sonra vazgeçecekti.
Aylin meslektaş olduğu Michel ile her an beraberdi işyerleri bir, evleri bir kısacası bütün zamanları birlikte geçiyordu belli bir süre sonra birbirleri ile bu kadar çok birlikte olmaları Aylin’i çok sıkmıştı gün geçtikçe birbirlerinden kopuyorlardı ve bir gün Aylin kocasına haftanın belirli günlerinde birbirlerine izin vermelerini bugünlerde değişik insanlar ile çıkabileceklerini bunu sonucunda diğer insanlarda görecekleri eksiklikleri kendilerinde tanımlayıp birbirlerine ölümsüz sevgi ile bağlanacaklardı.
Fakat düşünülen olmadı Aylin yurt dışında olduğu günlerden birinde Michel bir arkadaşının evinde Barbara adında bir bayanla tanıştı ve bu tanışma evliliklerinin sonunu getirdi. Aylin sıkıntılı bir zamanında vardığı karar sonucunda kocasını kaybettiği için hem üzgün hem de suçluluk duygusu içerisindeydi. Bu sıkıntı ve üzüntü uzun sürmedi her şeyi bir kenara bırakıp mesleğinde ilerledi fakat bu ilerleme bile onu tatmin etmedi. Bir süre sonra Amerikan ordusuna katılarak Körfez savaşında ruf sağlığı bozulan hastaları tedavi eden doktor olmayı düşündü bu nedenle Oklahoma’ya körfez savaşında zarar görmüş askerleri tedaviye gitti.
Aylin Üniformasını ilk kez 1992’nin soğuk bir Ocak gününde giydi. 9 Kasım 1992’de ordunun fiziksel aktiviteler sınavını yüksek bir puana kazanarak başarı sertifikası aldı. Aylin ordudaki görevinde yine işine devam ediyor, hastalarına çare bulmaya çalışıyordu bir gün kendisine yeni bir hasta verildi bu kez hasta körfez savaşından sonra geldiği sivil hayata uyum sağlayamıyordu. Bunun sonucunda hiçbir suçu olmayan bir çok sivili katletmişti.
Aylin bu hastası üzerinde çalışırken Amerikan ordusunun askerlerini cesaretlendirmesi için verdiği ilaçların yan etkisi sonucu hastanın bu duruma geldiğini saptadı ve bu sonucu tez bir halde askeri yetkililere bildirdi. Aylin’in verdiği bu sonucu askeri yetkililer daha önceden bildiğinden Aylin’in bu olayın üstüne gitmemesini istediler ve onu uyardılar Aylin bu sessizliği sindiremeyerek sözleşmesinin bitmesinin ardından Albay rütbesindeyken ordudan ayrıldı.
Ordudan ayrılmasından sonra 19 Ocak 1995 Perşembe günü evinin bahçesinde o sabah evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından kendi arabasının altında ölü bulundu. Zengin, ünlü ve saygın insanların yaşadığı mahallede yerel polis ve yerel yöneticiler mahallenin adını polisiye bir olaya karıştırmamak için dosyayı apar topar denebilecek bir hızla kapattılar teşhis ise “Freak Accident” yani Garip bir kaza idi.
“... Yükseltilmiş sahnede kapağı açık maun bir tabut duruyordu uzun bir sıra oluşturan insanlar tabutta yatan albay üniformalı Amerikan subayını selamlayıp içlerinden dua veya veda ederek tabutun başından ayrılınca yanan yürekleriyle gelip salondaki koltuklarda yerlerini alıyorlardı. Herkes etrafa hakim olan ordu düzeninin saygınlığını kutsar gibi sessizce ağlıyordu ... Katafalkın üstünde dört bir yanı rengarenk çiçeklerle donanmış tabutta yatan kişi, bir askerden çok, oraya bir film çekimi için öylece uzanıvermiş bir Hollywood yıldızını andırıyordu. Bu albay üniformalı Amerikan subayı bir Türk kadınıydı.
KİTABIN ANA FİKRİ:
Bir insanın azimle çalışınca başaramayacağı hiçbir şey yoktur.
KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Aylin,genç,güzel,çalışkan ve azimli bir Türk kızı.Hedeflerine ulaşmak için her türlü fedakarlığı göze alıyor.
Michel,yakışıklı,dürüst aynı zamanda da Aylin’in meslaktaşıdır.Aylin ile evlenir.
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Yazar,Aylin’in başarılarla dolu hayatını oldukça açık bir dille ve gayet akıcı bir üslupla anlatmıştır.Okunmaya değer bir kitaptır.
YAZAR HAKKINDA BİLGİ :
AYŞE KULİN
Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı. Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınlandı. Bu kitaptaki "Gülizar" adlı öyküyü, Kırık Bebek adı ile senaryolaştırıldı ve bu sinema filmi 1986 yılının Kültür Bakanlığı Ödülü’nü kazandı. 1986’da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği’nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü kazandı.
1996 yılında Münir Nureddin Selçuk’un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adıl öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü’nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Fait Hikâye Armağa’nı kazandı. 1997’de yayınlanan Adı; Aylin adlı biyografik romanı ile, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. 1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 1999’da İletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000’de yine bir biyografik roman olan Füreya yayınlandı.
KİTAPLARI;
* Güneşe Dön Yüzünü (1984)
* Bir Tatlı Huzur (1996)
* Adı; Aylin (1997)
* Geniş Zamanlar (1998)
* Sevdalinka (1999)
* Füreya (2000)
Acımak - Reşat Nuri Güntekin
KİTABIN KONUSU:
Küçük yaşta gördüğü kötü muamelelerden dolayı acıma duygusu olmayan bir öğretmeni anlatıyor.
KİTABIN ÖZETİ:
Zehra adında bir öğretmen çok acımasız bir karaktere sahipti.Öğrencilerine her zaman kötü davranıyordu. Bir gün babasının öldüğünü duydu.Babasının evine gitti. Fakat hiçbir şekilde üzülmüyordu. Babasını yanına gitmeden başka bir odaya geçti. Odada bulunan sandıktan babasının hatıra defterini buldu.Bu hatıra defterini okudukça babasına haksızlık ettiğini anlamaya başladı.Acıma duygusu olmayan Zehra öğretmen babasının geçmişte bulunduğu duruma acımaya başlamıştı. Annesinin babasına karşı haksızlık yaptığını anladı.Büyük bir üzüntüyle odadan çıkarak babasının bulunduğu odaya gider. Ve onun yüzüne örtülü olan çarşafı kaldırarak onu öper. Daha sonra Zehra öğretmen okuluna geri döner ve bir süre sonra orada evlenir.
KİTABIN ANA FİKRİ:
Geçmişte yaşanan acı olaylar insan yaşamının diğer bölümlerinde sürekli etkili olur.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN ÖZELLİKLERİ:
Zehra Hanım : Acımak nedir bilmeyen dik başlı, çatık kaşlı, asabi bir insandır.
Tevfik Bey : Zehra Hanım için elinden gelen herşeyi yapmak isteyen fedakar ve iyi bir insandır.
Mürşit Efendi : Zehra Hanım’ın babası. İyiliklerden yana ve fedakâr bir insandır.
Müşerref : Mürşit Efendi’nin karısı. Oldukça bencil ve para düşkünüdür.
Feriha : Mürşit Efendi’nin kızıdır.Veremden öldü.
Kayınvalide : Aşırı tutkuları olan ve bencil bir yaratılışa sahiptir.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap klasik bir Türk romanıdır; fakat bu romanda anlatılan olay oldukça akıcı ve gerçekçi dille anlatılmıştır. Dili sadedir, anlaşılması kolaydır ve tasvirler çok yerinde kullanılmıştır.
YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’ da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’ da öldü. İstanbul’ da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülü.
ROMANLARI;
* Gizli El (1922),
* Çalıkuşu (1922),
* Damga (1924),
* Dudaktan Kalbe (1925),
* Akşam Güneşi (1926),
* Bir Kadın Düşmanı (1927),
* Yeşil Gece (1928),
* Acımak (1928),
* Yaprak Dökümü (1930),
* Kızılcık Dalları (1932),
* Gökyüzü (1935),
* Eski Hastalık (1938),
* Ateş Gecesi (1942),
* Değirmen (1944),
* Miskinler Tekkesi (1946),
* Harabelerin Çiçeği (1953),
* Kavak Yelleri (1950),
* Son Sığınak (1961),
* Kan Davası (1955).
HİKAYE KİTAPLARI;
* Tanrı Misafiri (1927),
* Sönmüş Yıldızlar (1927),
* Leyla ile Mecnun (1928),
* Olağan İşler (1930).
Küçük yaşta gördüğü kötü muamelelerden dolayı acıma duygusu olmayan bir öğretmeni anlatıyor.
KİTABIN ÖZETİ:
Zehra adında bir öğretmen çok acımasız bir karaktere sahipti.Öğrencilerine her zaman kötü davranıyordu. Bir gün babasının öldüğünü duydu.Babasının evine gitti. Fakat hiçbir şekilde üzülmüyordu. Babasını yanına gitmeden başka bir odaya geçti. Odada bulunan sandıktan babasının hatıra defterini buldu.Bu hatıra defterini okudukça babasına haksızlık ettiğini anlamaya başladı.Acıma duygusu olmayan Zehra öğretmen babasının geçmişte bulunduğu duruma acımaya başlamıştı. Annesinin babasına karşı haksızlık yaptığını anladı.Büyük bir üzüntüyle odadan çıkarak babasının bulunduğu odaya gider. Ve onun yüzüne örtülü olan çarşafı kaldırarak onu öper. Daha sonra Zehra öğretmen okuluna geri döner ve bir süre sonra orada evlenir.
KİTABIN ANA FİKRİ:
Geçmişte yaşanan acı olaylar insan yaşamının diğer bölümlerinde sürekli etkili olur.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN ÖZELLİKLERİ:
Zehra Hanım : Acımak nedir bilmeyen dik başlı, çatık kaşlı, asabi bir insandır.
Tevfik Bey : Zehra Hanım için elinden gelen herşeyi yapmak isteyen fedakar ve iyi bir insandır.
Mürşit Efendi : Zehra Hanım’ın babası. İyiliklerden yana ve fedakâr bir insandır.
Müşerref : Mürşit Efendi’nin karısı. Oldukça bencil ve para düşkünüdür.
Feriha : Mürşit Efendi’nin kızıdır.Veremden öldü.
Kayınvalide : Aşırı tutkuları olan ve bencil bir yaratılışa sahiptir.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap klasik bir Türk romanıdır; fakat bu romanda anlatılan olay oldukça akıcı ve gerçekçi dille anlatılmıştır. Dili sadedir, anlaşılması kolaydır ve tasvirler çok yerinde kullanılmıştır.
YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’ da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’ da öldü. İstanbul’ da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülü.
ROMANLARI;
* Gizli El (1922),
* Çalıkuşu (1922),
* Damga (1924),
* Dudaktan Kalbe (1925),
* Akşam Güneşi (1926),
* Bir Kadın Düşmanı (1927),
* Yeşil Gece (1928),
* Acımak (1928),
* Yaprak Dökümü (1930),
* Kızılcık Dalları (1932),
* Gökyüzü (1935),
* Eski Hastalık (1938),
* Ateş Gecesi (1942),
* Değirmen (1944),
* Miskinler Tekkesi (1946),
* Harabelerin Çiçeği (1953),
* Kavak Yelleri (1950),
* Son Sığınak (1961),
* Kan Davası (1955).
HİKAYE KİTAPLARI;
* Tanrı Misafiri (1927),
* Sönmüş Yıldızlar (1927),
* Leyla ile Mecnun (1928),
* Olağan İşler (1930).
11 Ocak 2018 Perşembe
Bir Tereddütün Romanı - Peyami Safa
KİTABIN ADI |
BİR TEREDDÜTÜN ROMANI |
|
KİTABIN YAZARI
|
PEYAMİ SAFA
|
|
YAYIN EVİ
|
ŞEFİK MATBAASI –
İSTANBUL
|
|
BASIMYILI
|
1987
|
|
DÜZENLEME
|
TOMURCUK İNŞAAT
|
KİTABIN
KONUSU:
Bir
yazarın iki kadın arasında evlenmek için yaşadığı tereddütü
anlatıyor.
KİTABIN
ÖZETİ:
Kitap
Mualla adında bir kızın arkadaşı tarafından tavsiye edilen bir kitabı okumasıyla
başlar. Kitap kendisine çok ilginç gelir ve yazarıyla bir baloda karşılaşır.
Yazar Mualla’yı görür görmez beğenir ve evlenme teklif eder. Mualla da düşünmek
için süre ister.
Yazar
daha sonra eskiden tanıştığı ve bir hayranı olan Vildan ile karşılaşır. Vildan
da yazara evlenme teklif eder. Ona kocasından ayrılarak geldiğini söyler. Fakat
yazar bunu nazik bir dille geri çevirir. Vildan yazarı intihar etmekle tehdit
eder. Bir kaç ay geçtikten sonra yazar tekrar Vildan ile karşılaşır. Kendi izini
ona bir süre kaybettirmiştir.
Ama
bu yeni karşılaşma Vildan’daki değişikliği yazara fark ettirir. Vildan’ın, evine
çağırma teklifini kabul eder. Evine gittiğinde Vildan’dan bazı itiraflar duyar.
Vildan’ın asıl isminin Vildan olmadığını ve kocasından ayrılmadığını ve bir de
sevgilisi olduğunu öğrenir.
Ertesi
gün Vildan’ın evine gelip gerçekleri öğrenmek istediğinde ise evden taşındığını
öğrenir ve Vildan hakkında hiçbir bilgi alamaz.
KİTABIN ANA
FİKRİ:
İnsanlar
önemli bir karar verirken daima tereddüt içinde olmuşlardır. Önemli buluşlar ve
icatlar hep şüphe ve tereddütten doğmuştur.
KİTAPTAKİ
OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Mualla:
Çok zengin ve asil bir ailenin kızı, dünyaya bakış açısı çok farklı olan bir
kişiliğe sahip, devamlı farklı şeylerin arayışı içinde.
Vildan:
Acayip davranışları bulunan, yaşamayı sevmeyen söyledikleriyle yaptıkları
arasında çelişki olan ihtiraslı bir kadın.
Yazar:
İnsanların ruhi tasvirlerini çok iyi yapabilen, düşüncelerinde daima kuvvetli ve
kararlı olmaya çalışan güçlü iradeye sahip bir insan.
KİTAP
HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap
dil bakımından fazla yalın olduğu söylenemez. Yabancı kelimelere biraz fazla yer
verilmiş; ama yine de akıcı ve sürükleyici bir yapıt. Esrarengizliklerle dolu
her an diğer sayfasında ne olacakmış düşüncesiyle okunacak bir kitap. Sonunda da
yine okuyucuya yorum imkanı bırakarak bu özelliğini
göstermiştir.
KİTABIN
YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
Çocukluğu
hastalık ve geçim zorlukları içinde geçti. Düzenli bir öğrenim görmedi. Bazı
gazetelerde fıkra yazarı olarak çalıştı. felsefe konularına ve psikolojik
çözümlemelere geniş yer verdi. XX. yüzyılda Türk toplumunun geçirdiği medeniyet
değişimi ve sosyal bunalımlar üzerinde durdu. Başlıca romanları: Sözde Kızlar,
Şimşek, Mahşer, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Fatih-Harbiye,
Yalnızız.
Ateşten Gömlek - Halide Edib Adıvar
KİTABIN
ADI
|
ATEŞTEN
GÖMLEK
|
KİTABIN
YAZARI
|
HALİDE EDİP
ADIVAR
|
YAYIN EVİ
|
ATLAS YAYIN
EVİ
|
BASIMYILI
|
1982
|
DÜZENLEME
|
TOMURCUK İNŞAAT
|
KİTABIN KONUSU:
İzmir’in işgali
üzerine şehri kurtarmaya amaçlayan milli mücadele hareketlerinin hedeflerine
nasıl ulaştığını anlatıyor.
KİTABIN ÖZETİ:
İzmir’in işgalinde
Yunanlıların, kocasını ve oğlunu öldürmeleri üzerine önce İstanbul’a gelen ve
sahip olduğu Türklük şuuru ve mücadele azmiyle İstanbullu gençlerin
bilinçlenmesini sağlayan Ayşe’nin uyandırdığı heyecana kapılan subaylar
Anadolu’ya geçerler. Çeteler düşmanla savaşmaktadır. Bu savaşta Ayşe hasta
bakıcı Peyami ise çeviricidir.
Ayşe kendisini seven
ve evlenme teklif eden İhsan’a cevabını ancak İzmir alındıktan sonra vereceğini
söyler. Peyami ise sevgisini Ayşe’ye açıklayamamaktadır. Cephede İhsan şehit
düşer, Ayşe de ileri hatlar giderek orada can verir. Peyami ise kafasına aldığı
kurşunla hastahanede ölür.
Peyami’nin ölümünden
sonra doktorlar Peyami’nin notlarını araştırarak Ayşe adında birisinin kolorduda
görev yapmadığını ve İhsan isminde birinin de alay komutanı olmadığını fark
etmişlerdir.
KİTABIN ANA FİKRİ:
Vatanın bağımsızlığı
için kadın-erkek demeden tüm halkın mücadele
etmesidir.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN
DEĞERLENDİRİLMESİ:
Peyami: İzmir’in işgali sırasında cephede çevirici olarak görev
yapar. dışişleri memurudur. Ayşe’yi çok sever. Aynı zamanda çok duygusal bir
kişiliğe sahiptir.
Ayşe: Savaş zamanında cephede hasta bakıcılık yapar. İzmir’in
işgalinde milli mücadele ruhu içinde halkı bilinçlendirmeye çalışır. Çok hırslı,
çekici ve hoş bir bayandır.
İhsan: Bir subaydır. Sakarya savaşında şehit düşmüştür.
Ayşe’yi çok sever ve onunla evlenmek ister.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap dil bakımından
yalındır. Yabancı kelimelere fazla yer verilmemiştir, akıcı bir dille yazılmıştır. Bu romanda hem tarih hem de aşk konuları
ustalıkla ele alınmıştır. Esrarengizliklerle dolu her an diğer sayfasında ne
olacakmış düşüncesiyle okunacak bir kitap. Sonunda da yine okuyucuya yorum
imkanı bırakarak bu özelliğini göstermiştir.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA
BİLGİ:
Meşrutiyet ve
cumhuriyet devirlerinin tanınmış edebiyatçılarındandır. Kitap okumaya küçük
yaşta başlayan Halide Edip ilk önce Tanin gazetesinde yazmaya başlamış ve daha
sonraları birçok gazetede roman, makale, sohbet ve hikaye türlerinde eserler
vermiştir. İlk romanlarında ferdi aşk temasını işlemiş, daha sonra belgeseldi ve
sosyal romanlara önem vermiştir.
Başlıca romanları:
- Sinekli Bakkal,
- Vurun Kahpeye,
- Kalp Ağrısı,
- Handan ve
- Ateşten Gömlektir.
Başlıca hikayeleri:
- Dağa Çıkan Kurt,
- İzmir’den Bursa’ya,
- Harap Mabetler.
Hatıra, tiyatro, çeviri ve fikir eserleri de
vardır.
Aşk-ı Memnu - Halid Ziya Uşaklıgil
KİTABIN
ADI
|
AŞK-I
MEMNU
|
KİTABIN YAZARI
|
HALİD ZİYA UŞAKLIGİL
|
YAYIN EVİ
|
İNKILAP YAYIN EVİ
|
BASIMYILI
|
1993
|
KİTABIN
KONUSU:
Bihter ve Behlûl
arasındaki yasak aşkı anlatan bir romandır.
KİTABIN ÖZETİ:
Roman Peyker ve
Nihat Beyin evlenmesiyle başlar. Peyker ve Bihter’in annesi Firdevs Hanım duldur
ve Adnan Beye gizliden ilgi duymaktadır. Ancak Adnan Bey Bihter’den çok
hoşlanmaktadır. Onunla evlenir. Adnan Bey varlıklı , asil bir aileden gelmiştir.
Annesi bu evliliği hiç kaldıramaz.
Bir gün toplanıp
pikniğe giderler, bütün aile oradadır. Adnan Beyin yeğeni Behlûl Peyker’e
dayanamaz ve onu ensesinden ateşli bir şekilde öper. Peyker buna çok kızar çünkü
kocasına çok bağlı birisidir. Behlûl Bihter’e göz koyar. Ondan çok hoşlanır,
onun fiziki görünüşü Behlûl’u çıldırtma seviyesine getirir. Bihter’in
kendisinden hoşlanmasını sağlar ve o günden sonra her gece beraber olurlar.
Behlûl ve
Bihter’in mektupları Nihal tarafından görülür. Nihal bu olaya inanamaz çünkü
Behlûlle evlenmeyi düşünmektedir. Nihal’in tam mutluluğu düşündüğü bir sırada bu
olayı öğrenmesi hayatını yıkmıştır. Adnan Beyin bu olayı öğrenmesiyle her şey
değişir.
Adnan Bey ve Nihal eskisi gibi beraber yaşamaya karar verirler. Artık
hayatlarında ne Behlûl ne de Bihter olacaktır.
KİTABIN ANA FİKRİ:
Yasak bir aşk bir
ailenin yıkımına neden olabilir, gerçekleri zamanında farketmek sevdiklerinin daha fazla üzülmesini
engeller.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE
ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Bihter: Düzgün bir fiziğe sahip, çok
güzel, erkekleri kolayca elde edebilen cazibeli bir kadındır. Annesine karşı kin
beslemektedir.
Adnan Bey: Bihter’in kocasıdır. Orta yaşlı,
varlıklı, iki çocuk babası, asil bir ailenin tek çocuğudur.
Nihal: Adnan Bey’in kızı. Zeki, güzel ve
çalışkan bir kişiliğe sahiptir.Behlûl’e ilgi duymaktadır. Annesinin ölümü onu
derinden etkilemiştir.
Behlûl: Adnan Bey’in yeğenidir. Kadınlara
karşı özel bir ilgisi vardır. Bu onda bir zaafiyet haline gelmiştir.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ
GÖRÜŞLER:
Kitaptaki olaylar
belirli ve düzgün bir sıra izlediği için okuyucuda bir heyecan uyandırıyor ve
kitaba bir sürükleyicilik kazandırıyor. Kitapta kişilerin ruhi ve psikolojik
tasvirlerine yer verilmiştir. Ancak kitabın dilinde düzeltme olması itibariyle
yalın ve sade bir hale getirilmiştir. Fazla yabancı kelimelere yer
verilmemiştir. Kitap yazıldığı dönemin insan ve aile ilişkilerini aynen
yansıtmaktadır.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
HALİD ZİYA
UŞAKLIGİL
Edebiyatımızın en
önemli yazarlarından Halit Ziya Uşaklıgil, 1866 yılında İstanbul’da doğmuştu.
Bir süre Fatih Askeri Rüştiyesi’nde okudu. 1896 yılında döndüğü İstanbul’da
-dönemin etkin edebiyat hareketi olan- Servet-i Fünun topluluğuna katıldı.
Meşrutiyet’in ilanından sonra bir süre Darülfünün’da Batı edebiyatı dersleri
veren Uşaklıgil, hükümet tarafından yurtdışı hizmetlere gönderildi. Halit Ziya,
1945 yılında yine İstanbul’da öldü.
Çoğu edebiyat incelemecisi tarafından Türk romanının - gerçek
anlamda- miladı kabul edilir Halit Ziya. Onun başyapıtı “Aşk-ı Memnu” ise bugün
bile roman tekniği açısından aşılmış değildir. Halit Ziya, 150’den fazla hikaye
ile altı romana imza atmış, tiyatro, şiir, hatıra, makale ve çevirileriyle
arkasında altmış kadar kitap bırakmıştır.
Başlıca
eserleri:
·
Mai ve Siyah,
·
Aşka Dair,
·
Bir Ölünün Defteri,
·
Aşk-ı Memnu,
·
Ferdi ve Şürekası ve
·
Hepsinden
Acı.
Akşam Güneşi - Reşat Nuri Güntekin
KİTABIN
ADI
|
AKŞAM GÜNEŞİ
|
KİTABIN
YAZARI
|
REŞAT NURİ GÜNTEKİN
|
YAYIN EVİ VE
ADRESİ
|
İNKİLAP YAYINEVİ
,CAĞALOĞLU/İSTANBUL
|
BASIM
YILI
|
1982
|
DÜZENLEME
|
TOMURCUK İNŞAAT
|
KİTABIN
KONUSU:
Eser, hareketli bir hayattan sonra hasta olan bir adamın başından
geçen olayları ve aşklarını anlatıyor.
KİTABIN
ÖZETİ:
Necati küçük yaşta annesini ve babasını kaybedene kadar ailesiyle
birlikte Büyükada’da yaşar. Amcası onu İstanbul’a yanına alır ve büyütür.
Amcasının iki kızı vardır. Necati orta okulu bitirdikten sonra askeri okula
girer. Buradan mezun olduktan sonra amcasının yardımıyla Fransa’ya askeri
akademiye girer. Fransa’da gönlünü epeyce eğlendirir. Buradan mezun olduktan
sonra İstanbul’a döner. İstanbul’dan Şam’a tayini çıkar.
Şam’da sıkıcı iki yıl geçirdikten sonra Bulgaristan’a tayini çıkar.
Bu göreve gitmeden önce bir aylığına izin alır. Amcasının yanına gider. Burada
amcasının büyük kızı, kocası ile sorunları yüzünden kendisini vurur ve felç
olur. Kızıyla birlikte babasının yanına taşınırlar. Bu tatil sırasında Necati
gönlünü komşu kızı Zehra’ya kaptırır ve kendisini beklemesini
söyler.
Necati Bulgaristan’a giderken bir Türk çetesi treni durdurur.
Necati’nin subay olduğunu anlarlar ve çeteye dahil ederler. Bu Türk çetesi Rum
çeteleri ile çatışmalara girerler. Bir çatışmada Necati ağır yaralanır ve yolunu
kaybeder. Dört gün gibi bir süre terk edimiş değirmende kalır. Birisi onu bu yerde bulur ve bir hastahaneye götürür.
Değirmende kalırken çok kan kaybeder ve yarası mikrop kapar.
Doktorlar, Necati’ye bundan sonraki yaşamında heyecan yaşamamasını,
eğer çok heyecanlanırsa öleceğini söyler. İyileştikten sonra hastahaneden
ayrılır ve İstanbul’a amcasının yanına döner. İstanbul’a gidince durumu Zehra’ya
açıklar ve ondan ayrılır. Necati’nin amcası görev sırasında ölmüştür ve yeni
haberi olur. Nilgün, Necati ile ilgilenir ve ona bakar.
Bir
süre sonra Nilgün, Necati ile evlenir. Hastalığından dolayı düzenli bir hayat
sürmek için babasından miras kalan Büyükada’daki çiftliğe yerleşir. Bir süre
sonra Leyla çifliğe ziyarete gelir. Leyla büyümüş ve genç bir kız olmuştur.
Necati ve Leyla çiftlikte gezerler, ata
binerler, beraber dolaşırlar. Bu sırada birbirlerine bağlanırlar. Ve bir gün
baloda Leyla ile dans ederken aşırı heyecanlanır ve ölür.
KİTABIN ANA
FİKRİ:
Hayat herzaman umduğumuz gibi gitmeyebilir, fakat değişikliklere
kendimizi hazırlamalıyız.
KİTAPTAKİ
OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
NECATİ; gençliğini dolu dolu yaşamış,
istegiği herşeyi yapmıştır. Geçirdiği hastalıktan dolayı eski hareketliliği
kalmamıştır.
LEYLA; sevecen, çok güzel bir kızdır.
Gönlünü genç yaşta Necati’ye kaptırır.
NİLGÜN; yardımsever ve iyi kalpli bir
kızdır. Necati’ye çoçukluğundan beri aşıktır, fakat bunu
söyliyemez.
KİTAP
HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Olaylar başlangışta akıcıdır, fakat sonlara doğru okuyucuyu fazla
etkileyememiştir. Eserde yabancı tamlamalar kullanılmasına rağmaen, anlaşılır
bir dille yazılmıştır.
YAZAR
HAKKINDA KISA BİLGİ:
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’
da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli
Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi
ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’ da öldü. İstanbul’
da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülü.
ROMANLARI;
- Gizli El (1922),
- Çalıkuşu (1922),
- Damga (1924),
- Dudaktan Kalbe (1925),
- Akşam Güneşi (1926),
- Bir Kadın Düşmanı (1927),
- Yeşil Gece (1928),
- Acımak (1928),
- Yaprak Dökümü (1930),
- Kızılcık Dalları (1932),
- Gökyüzü (1935),
- Eski Hastalık (1938),
- Ateş Gecesi (1942),
- Değirmen (1944),
- Miskinler Tekkesi (1946),
- Harabelerin Çiçeği (1953),
- Kavak Yelleri (1950),
- Son Sığınak (1961),
- KanDavası (1955).
- HİKAYE KİTAPLARI;
- Tanrı Misafiri (1927),
- Sönmüş Yıldızlar (1927),
- Leyla ile Mecnun (1928),
- Olağan İşler (1930).
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













